Home GÜNCEL “Emredersin Komutanım”dan ‘Kamikaze Darbe’ye…

“Emredersin Komutanım”dan ‘Kamikaze Darbe’ye…

11 min read
“Emredersin Komutanım”dan ‘Kamikaze Darbe’ye… için yorumlar kapalı
0
779

Erden Mareşale kadar Türk ordusunu özel yapan, her bir hücresini birbirine bağlayan sihir “Emredersin Komutanım”ın ruhunda gizlidir.
Bu koşulsuz itaat kaynağını; kendisine öğretilen, emri verene olan “Nedenini, nasılını, yasal dayanağını, risklerini ve sonuçlarını sen düşünüp muhakemesini yaptıktan sonra bu emri vermişsindir. Benim bunları yeniden gözden geçirmeye yetkim, zamanım ve potansiyelim yoktur. Bana düşen sadece verdiğin emri derhal yerine yetirmektir” itimadından alır.
15 Temmuz’daki intihar darbe kalkışması gücünü işte bu manevi disiplinden aldı.
1989 yılında Teğmen rütbesi ile Tekirdağ’daki ilk birliğimde daha birinci ayımı tamamlamadığım günlerden birinde; emri üzerine bölüğümü eğitim alanına sevk edip Tabur Komutanımın yanına gittim. O elleri belinde önümden yürürken, ben arkasında neredeyse tören geçişi modunda idim. Bana dönüp, subay olmak için ne kadar eğitim aldığımı sordu. “4 yıl Kuleli Askeri Lisesi, 4 yıl Kara Harp Okulu ve 1 yıl da Piyade Okulu toplam 9 yıl” diye yanıtladım. “Ne öğrendin bu 9 yılda?” dedi. Kendimce saymaya başladım “taktik, istihbarat, askeri coğrafya, uluslararası hukuk, harp tarihi…”
Dedi ki, “Bu saydıklarının hepsini hızlandırılmış bir müfredatla sizlere 6 ayda öğretmek mümkün. Oysa siz 9 yıl boyunca eğitildiniz. Hepiniz Askeri Okulun kapısına ilk geldiğinizde cıvık bir çamur gibiydiniz. İşte bu 9 yıl boyunca çömlekçi tezgâhındaki çamur gibi Komutanlarınızca önce karıldınız, sonra yoğruldunuz, ardından da tokatlaya tokatlaya sertleştirilerek şekillendirildiniz. Bu tokatların kuvveti de çok itinalı ve ölçülü idi. Fazla şiddetli olursa dağılırdınız, yavaş olursa da gevşek olurdunuz. 9 yılın sonunda böyle karşımda kılı kımıldamadan esas duruşta duran tunçtan heykel gibi bir Teğmen çıktı…”
İşte 9 yılda işlenerek şekillenen, meslek hayatı boyunca pekiştirilen ve “emredersin komutanımla” somutlaşan mutlak itaat; bugün kötü emellere alet edilerek tahrip edildi.
Ana gövdesini generallerin ve üst rütbeli subayların oluşturduğu bir kesimin; emrine vatan savunması için verilmiş astları ve erleri ile silahlarını kullanarak darbe yapıp, yönetimi ele geçirme girişimi, devletimizin ve milletimizin ordumuza olan itimadını sarstı.
Frekansları sadece Pensilvanya’daki vericiye ayarlı oldukları için emir komuta hiyerarşisi içindeki kumandanlarını bırakıp abi(!)lerinin emrine giren bir avuç hainle, onlara itibar eden bir grup şaşkın; kalkıştıkları bu darbe girişimi ile bütün Harbiyelileri utandırdı.
Bu ihanete karışanların görevleri ve rütbeleri ile anılmaları bu utancın yüreklerimizdeki sızısını daha da artırıyor. Onun yerine “sözde komutan, sözde general” tabirleri o kişileri daha doğru ifade edecektir.
Aynı peygamber ocağının generalleri, subay astsubay ve erlerinin etkili karşı koyuşu; diğer güvenlik güçlerinin müdahalesi ve halkın dirayetli direnci ile bertaraf edilmiş olması bu tahribatı tamamen ortadan kaldıramadı.
Hedefi mevcut hükümeti devirip devlet yönetimini ele geçirmek, ülkeyi ve milleti karanlık bir sabaha uyandırmak olan bu girişimin daha en baştan başarı olasılığı yoktu. Yıllardır askerin başında görev yapan bu adamlar henüz daha bu milleti tanıyamamışlar.
Hemen başlangıç safhasında darbeci küçük askeri birliklerin ve tankların geniş halk kitlelerine çarptığı yer yolun sonu idi. Bu yerden sonra girişimi sürdürmeye çalışmak, tam bir kamikaze darbe girişimiydi. Kendi sonunu görerek intihar dalışı yaptığı yer, Türk Silahlı Kuvvelerinin onur ve itibarının merkezi oldu. Can kayıplarına ve maddi hasarlara yol açan TBMM’ne, MİT’e, Gölbaşındaki Polis Özel Harekat Merkezine, Genel Kurmay Başkanlığına atılan bombalar asıl tahribatı Şanlı Ordumuzun manevi gücünde yaptı.
İhanet içindeki gerçek suçlulara tolerans tanınmadan, yasaların emrettiği çerçevede azami cezalar uygulanmalı. Ancak gafletle ve iradesi dışında kendini olayların yanlış tarafında bulan, kanun ve vicdan terazisinde suçsuz çıkan kişilerin ayrılması, kusurları oranında cezalandırılmaları da adaletin tesisi için çok önemli.
İlk dakikadan itibaren tatbikata yada terör operasyonuna gittiğini zanneden askerlerin beyanlarına tanık olduk. Bir çoğu hatayı fark ettikleri anda devletten ve milletten yana tavır aldılar.
Devletimizin; son zamanlarda güneydoğudaki operasyonlarda vatandaş ile terörist ayırımını yaparken gösterdiği kuyumcu terazisi hassasiyetini, burada da ortaya koyması kamu vicdanını büyük ölçüde rahatlatacaktır.
İçinde yuvalanmış bir kısım hainlerin yüzünden, ordumuzun güvenini yitirerek milletimizin gönlünden düşürülmesine, dünya kamuoyunda itibarsızlaştırılarak güçsüzleştirilmesine de meydan vermememiz öncelikli vazifelerimizden olmalıdır. Yurt içinde paralel yada bölücü terör örgütleri, hemen sınırlarımızın dışında süregelen ve bizi tehdit eden iç savaşlar ile dost ve müttefik görünümlü güç odakları var oldukça bizim güçlü bir orduya olan ihtiyacımız eksilmeyecektir.
Şimdi yaptığı kaza ile büyük hasara uğrayan Türk Silahları Kuvvetleri motor indirip kırık, çatlak, orijinal olmayan tüm parçalarını değiştirmek için zaman ve imkan yakalamıştır.
30 Ağustos tarihine kadar ordu içindeki bu hain küçük kesimi ayıklayıp yaptıkları ile birlikte tarihe gömelim. Geriye kalan devletine milletine sadakatle bağlı, kendi içinden çıkan belayı defetmek için fedakarlıkla mücadele eden ana gövde olan büyük parçayı kurtaralım.
Bunu başaralım ki Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, Kore, Kıbrıs destanlarını yazan kahraman Türk Ordusunun bu yılki 30 Ağustos Zafer Bayramı daha bir anlamlı olsun.
Şimdi Harbiyeli ruhunu düştüğü yerden kaldırma vakti…

Load More Related Articles
Load More By Fahrettin BEŞLİ
Load More In GÜNCEL
Comments are closed.

Benzer Haberler

Bir Silkiniş Destanı KÖY ENSTİTÜLERİ-II

Neden Kuruldu? Köy Enstitüleri, yeni Türkiye Cumhuriyetinin; ihtiyacın ve çağın çok gerisi…