Memlekette insanın aklı dinlenmiyor ki!
Bazılarına göre; Adalet dinlenebilir, demokrasi sıra bekleyebilir, vicdan yok sayılabilir…
Ama üretici, esnaf, çalışan, muhalif olanlar, biat etmeyenler, kara para aklamayanlar, asla dinlenemez.
Malum korkunun ecele faydası yok.
Ama gelin görün ki korku yalnız insanları hapsetmez.
- Korku kelimeleri hapseder.
- Soruları hapseder.
- Merakı, itirazı, eleştiriyi, mizahı hapseder.
Ve sonunda insan kendi kendisinin sansürcüsü olur.
Acaba korku:
Mevcut İktidar tarafından, tükenmekte olan siyasal ömrünü uzatmak için Emperyalizmle ittifak halinde, Kürt oyların desteğini almak amacıyla kullanılmak mı?..
Aynı anda Ana Muhalefet partisi CHP’yi bölmeye çalıştığı, seçilmiş belediye başkanlarını ya hapse attığı ya da milletvekilleriyle birlikte transfer ettiği, özetle Demokrasi’yi ve Hukuk Devleti’ni tahrip ettiği için inandırıcı mı?..
KORKMAK MI?
Hayır.
O halde ne yapayım?
“Tatil öldü, yaşasın yeni tatiller!” diye neşeli bir yazı mı yazalım?
Denizden, güneşten, sahillerden, yediğimiz balıktan, içtiklerimizden mi konuşalım?
Yoksa;
Muhalif belediyelerin, operasyonlarla CHP yardımıyla AKP’ye geçişini…
Herkesin bildiği ama bilmezden geldiği gerçekleri…
Cemaatler Tarikatların sanki STK’ymiş gibi, kiminin “suçlu” kiminin “masum” ilan edilmesini…
“Yaşasın demokrasi, yaşasın barış, yaşasın terörsüz Türkiye!” mi?
Korkunun günlük hayatımıza sızmasını mı?
UMUT; her zaman vardır.
♥ Demokrasinin ölçüsü yalnız sandık değildir.
♥ Demokrasinin ölçüsü, bir yurttaşın konuşurken veya tepki gösterirken hakaret etmemesi, yazı yazarken korkmamasıdır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye göre korku (havf) ve umut (recâ), kişinin ruhsal ve manevi yolculuğunda birlikte bulunması gereken iki temel kanattır. “Bir yandan korkun bir yandan umudun varsa iki kanatlı olursun; tek kanatla uçulmaz zaten”


