BURSA SÖYLEM GAZETESİ -
$ DOLAR → Alış: 5,78 / Satış: 5,80
€ EURO → Alış: 6,69 / Satış: 6,72

DAMA bilgisi ile SATRANÇ oynamak

Fahrettin BEŞLİ
Fahrettin BEŞLİ
  • 02.08.2018
  • 493 kez okundu

Dama oynamayı bilir misiniz?

Bilirsiniz, çocukken sokakta “onaltıtaş” adı ile oynadığımız oyun. Hani bir yerin üstüne kiremit parçası yahut kömürle 8×8 on altı kareli oyun alanı çizerdik. Sonra hemen oracıktan on altı tane çakıl taşı, on altı tane de kiremit parçası bulur oyuna başlardık. Zamane çocuklarının mahrum olduğu bir heyecan ve keyif ile oynadığımız oyunlardan bir tanesi.

Oyun basitçedir. Her oyuncu en yakın birinci sırayı kale olarak boş bırakarak iki ve üçüncü sıralara taşlarını dizerler. Sonra karşı tarafın taşlarının üzerinden atlayarak yemek sureti ile karşı kaleye varmaya çalışılar. Bütün taşlarını kaybeden yenilir.

Dama’nın Afganistan-Hindistan bölgesinde antik çağlarda ortaya çıktığı söylenir. İran üzerinden Anadolu’da, Haçlı Seferleri ile de Avrupa’da yaygınlaşmış. Bu arada da değişim göstermiş. Çapraz oynama teknikleri çıkmış. Ülkeden ülkeye değişimle birlikte çeşitlenmiş ve basitleşmiş.

Haliyle; bu süreçte Osmanlı coğrafyasında şekillenen türü de uluslararası alanda, Türk Daması olarak isimlendirilmiş.

Türk Damasının pozisyon olasılığı ve oyun ağacı satranca yakındır. Uzun ve değerli bir tarihi ve kültürel geçmişi olan Türk Daması’nın ustaları oyun esnasında ya da uzun çalışmalar esnasında birçok karmaşık ancak sonuç odaklı hamleler geliştirmişler.

Gerçek bir meraklı olan Sultan Abdülaziz damacıları yanından ayırmaz ve özel “Damacıbaşı” İbrahim Bey’e, o devirde yüksek bir memurun maaşına eşit on sarı lira damacılık maaşı verirmiş.

Satranç ise yine iki kişinin, dama oyun alanına benzeyen 64 kareli satranç tahtası üzerinde daha fazla taş ve hamle olasılığı ile oynayabildikleri bir oyun.

Damadan farklı olarak bu defa her oyuncunun bir şah, bir vezir, iki kale, iki fil, iki at ve sekiz piyondan oluşan toplam 16 taşı vardır. Altı taş çeşidinin her birinin ayrı ayrı hareket şekilleri ve taş yeme kulları vardır. Oyunun amacı olan rakip şahı alan, mat eder ve kazanır.

Satranç tarihçesine dair farklı kayıtlar mevcut. Piramitlerde bulunan kabartmalardaki bulgular 4 bin yıl önce Mısır’da oynandığını gösteriyor.

Ancak satranca dair en yaygın anlatım satrancın çıkışını Hindistan’a bağlar. Hikâyesi de ilginçtir:

Bu inanışa göre, M.S.5.yüzyılda Brahman Sissa (Doğu kaynaklarında Dehroğlu Safa) adında bir bilge, boş zamanlarını tavla oynamakla geçiren hükümdarı Balhait’i hem eğitmek hem de eğlendirmek için bir savaş oyunu buldu. Bu oyunun esin kaynağı şu 4 kısımdan oluşan Hind ordusu oldu: Filler, Atlılar, Savaş Arabaları ve Yayalar

Brahman Sissa, sankrit dilinde “4” demek olan (çatur) sözcüğüyle “kısım” anlamına gelen (anga) sözcüğünü birleştirerek oyunun adını ÇATURANGA koydu. Taşlar aşağı yukarı şimdiki satranç taşlarına benzeyen oyunun kurallarını hükümdarına öğreti. En kuvvetli taş ordunun komutanı olan Şah yani Kral’dı. Vezir’de Şah’ın yanından ayrılmayan danışmanıydı.

Hükümdar bu yeni oyunu o kadar sevdi ki Sissa’yı ödüllendirmek istedi. Sissa iki defa hükümdarın sağlığından başka bir dileği olmadığını söyledi. Hükümdar’ın ısrarı üzerine “satranç tahtasının karelerini buğday ile doldurun, yeter” dedi. Yalnız bir şartı vardı. “Birinci kareye bir, ikinci kareye iki, üçüncü kareye dört, dördüncü kareye sekiz, beşinci kareye on altı… ta ki 64 kare bitinceye kadar bir öncekinin iki katı buğday konulsun!”

Hükümdar Balhait, bu kadar basit görünen arzunun derhal yerine getirilmesini emretti. Hemen bir tabak buğday getirdiler. Daha 13. karede iken 4 bin 96 buğday tanesi gerekince, akılları başlarına geldi. Oturup bir bir hesap edince gördüler ki; değil Hindistan’ın bütün dünyanın buğdayı bile bu sayıyı karşılayamıyordu.

Böyle akıllıca bir istek o zamana kadar ne görülmüş ne de işitilmişti. Bu yüzden hükümdar, Dehroğlu Safa’yı daha çok takdir etti ve bulduğu savaş oyunu çaturangayı destekleyerek yayılmasına yardımcı oldu.

Çaturanga din zulmünden kaçan Budist rahipler yoluyla Çin’e daha sonraları Mezopotamya’ya, Anadolu’ya ve 625 yılları civarında Pers ülkesine ulaşmıştır. “Çaturanga” ismini de Persler “Çatrang”, Araplar ise “Satranç” olarak değiştirdi.

Yüzyıllarca satranç yavaş stratejik bir oyun olarak başta ordu komutanları tarafından benimsendiler benimsediler. Savaşta uygulamayı düşündükleri strateji ve taktiği, satranç tahtası üzerinde prova etmekten zevk almaya başladılar ve çözülmesi zor problemler düzenlediler.

Krallar, komutanlar, din adamları, şövalyeler, soylular bu oyuna büyük ilgi gösterdiler. Örneğin 1062 yılında yazılmış bir belgede, şövalyelerde şu özelliklerin arandığı görülmektedir. Ata binmek, yüzmek, ok atmak, kılıç kullanmak, avlanmak, şiir yazmak ve satranç oynamak.

Her bir satranç oyuncusu bir ordunun komutanı gibidir. Biri beyaz taşların diğeri siyah taşların komutanıdır.

Özellikle son çeyrek yüzyıl satranç oyunu 64 kareli tahtasından çıkıp dünyanın farklı coğrafyalarına yerleşti. Tıpkı Zbigniew Brzezinski  “Büyük Satranç Tahtası/Amerika’nın Küresel Üstünlüğü ve Bunun Jeostratejik Gereklilikleri” kitabında bahsettiği gibi.

Her maçın bir oyuncusu da hep ABD oldu. Bizim karşımıza da Ortadoğu satranç tahtasında rakip olarak çıktı. Oyunun kuralları belli ve çetin olmasına rağmen rakibimiz hile yapmayı pek sever.

En fazla da piyonlarını birer ikişer hamlelerle son sıraya ulaştırır ve direkt vezir ilan eder. 15 Temmuz’da bu hızlı vezir olanlardan biri ile şah çekti, ama mat olmadan kurtulduk.

Satrancı çocuklara anlatırken rakibinin en az 3 hamle sonrasını öngörmen; savunma için buna karşı koyacak hamlelerini ve kendi taarruzun için yapacağın hamlelerin alternatiflerini belirlemen lazım deriz. Bu ön görülme hamle sayısı dünya satranç tahtasında 5’e hatta 10’a çıkmış durumda.

Mesela Amerika Suriye satranç tahtasındaki oyunculuğunu Fransa’ya devrediyormuş izlenimi veriyor. Bu hamleden sonraki hamleler bizi Avrupa ile karşı karşıya getirmek, sonrasından NATO’dan ayrılmaya zorlamak, en sonunda da NATO üyesi olmayan bir ülkeye saldırı prosedürünü uygulamak gibi tüm hamlelerin karşılığı alternatif hamleleri belirlemek durumundayız.

Bizler Anadolu’da geliştirdiğimiz Türk Daması tecrübemiz ile büyük satranç tahtasında koca koca rakiplerimize kök söktürüyoruz. Yenilmemek için Şah’ı kaptırmayacağız.

Birazcık daha dayanırsak zaten Âlemin Belası Devlet, oyundan çekilmekle kalmayacak; kendi içinde darmadağın olup satranç tahtası üzerindeki tüm taşları yerlere saçılacak.

Tıpkı en fazla bizi sıkmaya başladığı dönemde Rusya’nın Ekim Devrimi (Bolşevik İhtilali) ile diz çöktüğü gibi.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ