Anasayfa GÜNCEL “Temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ”

“Temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ”

14 min read
“Temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ” için yorumlar kapalı
676

Kadim Türk milletinin son devleti TürkiyeCumhuriyeti 92 yaşını tamamladı. Kutlu olsun. Allah uzun versin.

Kurulan yeni devletin vatanı Türklerin bulunduğu yer manasındaki Türkiye; rejimi de milletimize en çok yakışan, halkın kendisini idare şekli olan cumhuriyet. Her ikisinin de hikmetini, ne büyük bir kazanım olduğunu, ne kadar şanslı olduğumuzu unutuyoruz.

Dününü iyi hatırlamamak, bu günü idrak etmemizi eksik ve kifayetsiz bırakıyor. O nedenle de Osmanlı İmparatorluğunun son iki yüz yılında aşama aşama olgunlaşan cumhuriyetin, 29 Ekim 1923 yılında kozasından çıkmış bir kelebek gibi Türkiye’nin idari ve siyasi sistemini oluş sürecini özetlemeyi yararlı görüyorum.

17nci yüzyıl sonlarında Osmanlı, ordularının Avrupa karşısında aldığı yenilgiler ve kötü gidişat hergeçen gün artınca; imparatorluğun devamını sağlamak için, Avrupa’yıörnek alarak devletin aksayan yanlarının ıslahına yöneldi. Sadece ordu üzerinde yapılan yenilikler ile yetinilemeyeceğinden askerî alan dışındaki yönetim alanında da düzenlemeler aranmaya başladı. İşte bu arayış Osmanlıİmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyeti demokratik rejimine gidişatın kapısını araladı. Bu süreç içindeki kilometre taşlarına bakmak veseyri takip etmek ortaya çıkan sonucu zihnimizdeki yerine sağlam yerleştirecektir.

Şer’î Hüccet:Sultan IV. Mustafa’nın 29 Mayıs 1807 de tahta geçişi ile Nizam-ı Cedit Ocağı’nın (III.Selim’in Avrupatarzında kurduğu ocak) kaldırılması esnasında;  gücünü şeriata dayandırıpkullarına karşı egemenliğinin paylaşımına yönelik verdiği sözler bu sürecin ilk adımı sayılır.

Sened-i İttifak:Sultan II. Mahmut’un;29 Eylül 1808’de Rumeli ve Anadolu ayanları(toprak ağaları) ile arasında yaptığıbu sözleşmeile ağalar padişahın yasalarını ve egemenliğini kabul ederken; padişah da ağaların kendiliğinden elde ettikleri hakları tanımıştır. Türk tarihindeki ilk anayasal belge olarak kabul edilir ve anayasacılık hareketleri bununla başlatılır.

Tanzimat Fermanı: (Gülhane-i Hattı Hümayunu) Sultan Abdülmecid döneminde 3 Kasım 1839’da okunan bu fermanlapadişah, kendi iradesini kanun gücüyle sınırlamayı, bürokrasi/hükûmet üzerindeki yetkilerini kısmayı kabul etmiş; yasama görevini de sivilbürokrasi, asker ve ulemadan oluşan sürekli meclislere bırakmıştır. Daha önceki senetlerde olan hükümdar-ordu; hükümdar-ayanarasında yapılan sözleşmelerden farklı olarak Tanzimat, hükümdarlahükûmet arasında ilan edilmiş ve kamuya açıklanmış bir sözleşmedir.

IslâhatFermânı:Yine SultanAbdülmecid döneminde18 Şubat 1856’da dahaçok azınlıkları imparatorluğa bağlamak amacıyla düzenlenen bufermanla; millet sistemini kaldırılıp bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak,Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebâası arasında vergi, askerlik, seçme seçilme hakları açısından tam bir eşitlik sağlamak istenmiştir.

I.Meşrutiyet: Sultan II. Abdülhamid’in, tahta geçmek için söz verdiği üzere 23 Aralık 1876’da kabul ve ilan ettiği ilk anayasa olan Kanûn-î Esasî ile; Türk tarihinde halk ilk kez yönetimdetemsil hakkına sahip olmuş, rejim ilk kez değişmiş, padişahın yetkilerihalk tarafından seçilen meclis ve anayasa ile sınırlandırılmıştır.

II.Meşrutiyet: Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı-Rus Savaşı yenilgisinin suçlusu olarak gördüğü parlamentoyu 14 Şubat 1878’de feshetmiş ve amacını gerçekleştirememiş anayasayı rafa kaldırmıştır. 23 Temmuz 1908’de İttihat ve Terakki Cemiyeti, Makedonya’nın birçok kentinde ortaya çıkan eylemler sonunda anayasanın tekrar yürürlüğe girmesini istemiş, bunun kabul edildiği 24 Temmuz’da gazetelerde yer alan bir ferman ilebildirilmiştir. Osmanlı’da Meşrutiyet’in ikinci kez hayata geçmesi ile halk ilk kez çokpartili hayata geçmiştir (Ahrar Partisi, Hürriyet ve İtilaf, İttihat ve Terakkigibipartiler kurulmuştur.) Anayasada yapılan; hükûmetin, meclise karşı sorumlututulması, padişahın meclisi açma kapama yetkisinin elinden alınması,sürgüne gönderme yetkisinin kaldırılması gibi düzenlemeler ile padişahın,1876 Anayasası ile sahip olduğu yasama, yürütme ve yargıdaki mutlakhâkimiyeti kırılmış, Meclisin yaptırım gücü artırılmış, demokrasi görüntüolmaktan çıkıp gerçek anlamda uygulanmaya başlanmıştır.

Keşke detaylara girme imkânımız olsaydı da bugünlerin tam da bu I. ve II. Meşrutiyet dönemlerine ne denli benzediğini uzun uzun ortaya serebilseydik.

Mustafa Kemal’in Milli Mücadele öncesi yakınları ile yaptığı sohbetlerde ve aldığı notlarda nihai hedefinin cumhuriyet rejimini kurmak olduğu bilinir. Bunun işaretlerini de

  • Amasya Genelgesi’nin, “Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azimkararı kurtaracaktır.”
  • Erzurum Kongresi’nin, “Ulusal güçleri etken; ulusal iradeyi egemenkılmak esastır.” maddeleri ile
  • 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla, meclisin millî iradenin tektemsilcisi haline getirilmesi ve millî egemenlik ilkesinin hayata geçirilmesi,
  • 1921 Anayasası’nda, Egemenliğin kayıtsız şartsız millete verilmesigibi her safhada ortaya açıkça ortaya koydu.

Büyük zafer kazanıldıktan sonra saltanatın kaldırılması, HalkFırkası’nın kurulması vb. gibi nedenler meclisteki görüş ayrılıklarını artırmış,Mustafa Kemal’e karşı olan gruplar Saltanatın tekrar kurulmasını gündemegetirmeye başlamışlardır. Öyleyse yapılacak devrim ile kişi egemenliğinedönülmeyeceği daha kesin bir şekilde gösterilmeliydi.23 Nisan 1920’de kurulmuş ve ulusal egemenliği uygulamasınarağmen resmen adı konmamış devletin, isminin netleştirilmesi gerekliydi.

Mustafa Kemal ve arkadaşları halk için daha yararlı, halkın onur ve haysiyetine daha fazla yakışan bir sistem olduğunu düşündükleri içinSaltanatı kaldırıp da Cumhuriyet’i ilan ettiler.

“Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medenî alem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.” Mustafa Kemal Atatürk, 29 Ekim 1933, Ankara

Malum olduğu üzere halk, ahali, büyük kalabalık anlamına gelen Arapça “cumhur” kelimesinden türetilmiş cumhuriyet; temel ilkesi, devlet başkanı ile en üst yöneticilerin seçim yolu ile iş başına geldiği ulus egemenliğine dayanan bir devlet biçimidir.

Bu gün elimizdekinin kıymetini bilemediğimiz cumhuriyet rejiminden; vatanı bölmek veiktidarı ele geçirmek üzere en fazla rejimin iç ve dış düşmanları istifade etmeye çalışıyorlar. Cumhuriyetin dinamik kısmını oluşturan,devletin yasama ve yürütme organının belirlendiği seçimler bu nedenle çok önem arz ediyor.

İçinde bulunduğumuz dâhili ve harici şartları yeniden tarife ihtiyaç yok. İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifemiz; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

Fahrettin BEŞLİ

25 Ekim 2015

Yoruma Kapalı

Sizin İçin Seçilen

Bir Silkiniş Destanı KÖY ENSTİTÜLERİ-II

Neden Kuruldu? Köy Enstitüleri, yeni Türkiye Cumhuriyetinin; ihtiyacın ve çağın çok gerisi…