Dışarıdan bakınca herkes sevdiği biriyle berabermiş gibi görünüyor.
Fotoğraflarda herkes; umutlu, mutlu, herkes birinin yaptıklarına âşık gibi görünüyor.
Oysa birinin hayatında olmakla kalbinde yer bulmak aynı şey değil.
Günümüzde; umutlu olmanın giderek zorlaştığı bir dönemdeyiz.
Ama umutsuzluk çıkmaz bir yol. Umut ve direncin en derin çıkmazlardan aydınlıklara ulaştırdığını bilen, bunun destansı tarihini yazan bir ulusuz.
Büyük önder Atatürk liderliğinde kurulan Cumhuriyetimizin bu hafta 103. yıldönümünü coşkuyla kutlamaya hazırlanıyoruz, içinde bulunduğumuz tüm krizlere karşın umudumuzu, mücadele ruhumuzu yitirmemek en büyük sorumluluğumuz.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde gerçekleşen Ulusal Kurtuluş mücadeleleridir. O’nun ortaya koyduğu ve yaratıcılığını uyguladığı bakış, Hint yarımadasından, Mısır’a, Küba’dan Güney Amerika’ya uzanan bir alanda, yerkürenin pek çok yerinde karşılığını bulmuştur. Kendisine kulak verelim: “Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur…”
Bu günlerde; nereye gitsem benzer yakınmalar duyuyorum. Kiminle konuşsam aynı bezginliği, yılgınlığı, umutsuzluğu hissediyorum.
Özellikle ülkemizde muhalefet çevrelerinde…
Yıllarını siyasete vermiş insanlarda bile eski coşku–heyecan yok.
Kimi öfkeli, kimi kırgın, kimi suskun…
Acaba geleceğini kaybeden siyasetle mi karşı karşıyayız?
Eleştirinin giderek düşmanlık, farklı düşünmenin sadakatsizlik sayıldığı siyasi kültürde, insanın kendi mahallesine söz söylemesi kolay değil.
Muhalefetin yeni siyaset üretmekte zorlanmasıyla karşı karşıyayız.
Siyasetleri, sorunları sıralama yarışına dönüşmüş durumda.
Oysa muhalefetin görevi sadece yanlışları teşhir etmek değil, topluma alternatif düzenin nasıl kurulabileceğini anlatmak…
Muhalefet, toplumsal eşitsizlikleri azaltacak farklı bir hayatın mümkün olduğunu gösteremiyor…
Umut, insanlara sürekli “bu kez kazanacağız” demekle yaratılmaz…
Brezilyalı eğitimci Paulo Freire, “Umudun Pedagojisi” kitabında yanıtı insanın kendi gücünü keşfetmesinde aradı: İnsan, hayatını değiştirebileceğini başkalarından dinleyerek değil, mücadele içinde yaşayarak öğrenir.
Bunun için önce öğrenilmiş siyasi reflekslerin sorgulanması gerekir. Mesela:
Her olaya açıklama yetiştirmek yerine toplumu dinlemek…
Aynı toplantıları tekrarlamak yerine insanları karar süreçlerine katmak…
Siyasi başarıyı sadece seçim sandığına bağlamak yerine gündelik hayatta somut kazanımlar elde etmek…
Bunlar küçük değişiklikler gibi görünebilir. Oysa insan kendi emeğinin sonuç verdiğini gördükçe, mücadele ederek hayatı değiştirebileceğine inanmaya başlar…
Umut, yukarıdan dağıtılacak vaat değil, birlikte mücadele ederken kazanılan güvendir…
Muhalefetin bütün bunlardan çıkaracağı ders açık:
Farklı sonuç istiyorsa, yıllardır aynı sonucu doğuran siyasi alışkanlıklarından vazgeçmelidir!
Bizim coğrafyamızda sadece ülkemizde değil, yakın çevremizde karşılığı, mazlum uluslara öncülük eden büyük Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in aydınlanmasıdır.
Cumhuriyet bayramımız şimdiden kutlu olsun…


