Home GÜNCEL Eşref Kurem ‘Nilüfer’de uygulama planları hızlı ve önden yapılmalı’

Eşref Kurem ‘Nilüfer’de uygulama planları hızlı ve önden yapılmalı’

53 min read
Eşref Kurem ‘Nilüfer’de uygulama planları hızlı ve önden yapılmalı’ için yorumlar kapalı
0

AK Parti Nilüfer İlçe Başkanı Eşref Kurem ile Nilüfer’in sorunlarını, CHP’nin belediyecilik anlayışını, Nilüfer bölgesindeki kaçak yapılaşmanın Bursa’nın geneline olumsuz yansımalarını, ilçedeki çarpık ve yanlı yapılaşmaların nedenlerini, Bursa siyaseti yanı sıra hayat pahalılığı ve erken seçim olasılığını konuştuk.

BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın sanayi alanlarının Bursa dışına taşınmasına da destek veren Eşref Kurem, Mustafa Bozbey’in kooperatiflerinin Emirkoop’tan aldığı arsalara yaptığı inşaatlar hakkında da görüşlerini paylaştı.

S.T. Nilüfer siyasetinden başlayalım başkanım. Nilüfer’de yapılan işleri nasıl buluyorsunuz, yeterli mi? Muhalefette olan bir parti olarak sizin eleştirileriniz yeterli mi?

E.K. Bizim eleştirilerimiz yeterli değil tabii ki.  Nilüfer’de siyaset yapmak kolay… Gelir seviyesi yüksek olduğu için belli bir kesimin beklentisi çok fazla yok. Tabii Türkiye’de bizim ülkeyi büyütmemizden kaynaklı en yüksek payı alan kesim bu. O yüzden ilçede bir şeyi söylemek de, bir şey söylendiğinde ona cevabı vermek de çok kolay. Tek hikâye, insanlara bu olanın nasıl olduğunu anlatmak. Hiçbir şey hayatta kendi kendine olmuyor. İşte bahsediyoruz, doğuyor, büyüyor, ölüyoruz sonuçta. Ülkeler de öyle. Ekonomi gelişiyor bir şekilde. Düzgün bir başkan varsa düzgün bir belediye başkanı varsa ülke büyüyor, ekonomi büyüyor. Şu şirketi düzgün yönetiyorsanız şirket büyüyor, kötü yönetiyorsanız batıyor sonuçta. Onun gibi bu gözle görülür elle tutulur her şeyden Nilüfer ilçesi faydalanıyor. Bütün ülkenin zenginliğinden faydalanıyor. Böyle bir kesim var. Bir de Nilüfer’de kırsal bir kesim var. O kesimdeki insanlarda tabii ki belli bir hayat mücadelesi içerisinde. Onlarla iletişimimiz çok daha iyi. Çünkü beklentisi var siyasetten. Bizden beklentisi var,  Cumhurbaşkanımızdan beklentisi var ve dünya görüşleri bize daha yakın gibi gözüküyor. Diğer tarafta da dünya görüşü bize yakın olan insanlar var, fakat o bölgede ciddi bir mahalle baskısı var. İnsanlar ‘Nasılsa bütün Türkiye’yi kazanıyoruz, bütün Bursa’yı da kazanalım dediğimizde; burayı da bırakın işte CHP yönetsin’ gibi gidiyor hikaye. Ama tabii bizim bunu mutlaka engellememiz lazım. Herkesin düdük çalıp, herkesin kendi oyun sahasına çekilmesi lazım, bunu sağlamamız lazım. Çünkü Nilüfer durmadan büyüyor. Nüfusu 5 yüz 20 bin kişiyi buldu. Sandık sayısı artıyor, seçmen sayısı artıyor ve Bursa siyasetini de etkilemeye başladı. Algı üzerine etkilemeye başladı. O yüzden artık buna tahammülümüz yok. Bugüne kadar böyle gelmiş ama bunda sonra böyle devam edecek gibi bir tembellik içinde değiliz. Nilüfer’de biz daha aktif siyaset yapmalıyız. Bizim şanssızlığımız ne? Pandemiyle gelmek…

S.T. Göreve geldiğinizden sonraki süreci anlatır mısınız?

E.K. Eylül’den bu yana bir buçuk yıldır görevdeyiz. Biz başladık, pandemi başladı, yasaklar başladı. Üç ay dükkan kapalıydı, 17 gün evden hiç dışarıya çıkamadık. Ben iki defa Covid oldum. Filmlerde filan izliyorduk bu konuyu ama gerçekleşebileceğini hiç düşünmemiştik. Şimdi tabi geçti, daha hızlı daha yoğun bir şekilde sahada olacağız. Ama tek bizim çalışmamızla da olacak bir şey değil. Evet Nilüfer’de böyle de, İstanbul da, Bakırköy’de Şişli’de farklı değil. Adana’nın Ceyhan’ında farklı değil, Diyarbakır’ın merkez bir ilçesinde farklı değil. Hatta oranın merkez ilçesinde bile anlayış farklı. O yüzden topyekûn çalışacağız. Cumhurbaşkanımızı izledik, yeni üye kampanyasından bahsetti. Hepimiz çalışacağız, ‘Ben Ak Partiliyim’ diyen herkes bu seçimde çalışacak. Ak Parti 2001’de kuruldu, geçmişimiz belli, geldiğimiz çizgi belli, muhafazkar demokrat bir çizgiden geliyoruz. Son 20 yılda biraz daha liberalleştik belki o kadar. Ama sonucumuz milliyetçi muhafazakar bir çizgi. Ben bu çizgideyim, benim babam da bu çizgideydi, benim dedem de bu çizgideydi.

S.T. Ekibiniz sağlam mı bu anlamda?

E.K. Sağlam. Keşke hepsiyle tanışsanız… Çok genç bir ekibimiz var. Yani Nilüfer’in profiline çok uygun bir ekibimiz var. Hepsi işi, gücü olan çocuklar. Bugüne kadar bütün yönetimlerde olduğu gibi, kendi sahip olduğu davasına inançlı arkadaşlarımız. Böyle iyi, aktif bir ekibimiz var. Kendilerine de söylüyorum, bazen çocuklar diyerek de hitap ediyorum ilçe yönetiminde. Çünkü onlar hakikaten çocuklarımız ve öğrencilerimiz yaşında. Ama bazı dezavantajları da oluyor. Çabuk demoralize olabiliyorlar, çabuk düşebiliyorlar. Siyasetin verdiği bir şey var, siz biliyorsunuz, ondan çabuk etkilenebiliyorlar. Avantajları da var; aktif, genç, dinamik. Ekip sağlam, ekibimiz güzel, sahada çok olumlu tepkiler alıyoruz, hiçbir sıkıntımız yok. Tek başıma benim, tek başına ilçe yönetiminin, tek başına il yönetiminin yapacağı, becereceği bir şey değil yani sonuçta bu, hepimize görev düşüyor. Siyaseti genel politikalar belirliyor. Bugün Cumhurbaşkanımız bir şey söylediği, bir adım attığı zaman döviz geriliyor, yani genel siyaseti etkileyen şey bizim ilçe siyasetini de etkiliyor. Yoksa ben tek başına bir ilçe başkanı olarak ne yapabilirim. Sandıklara sahip çıkacağım. Geçen seçimde 968 tane sandığımız vardı, bu seçimde bin yüz belki biz yüz elli sandığımız olacak. O bin yüz elli sandığın tamamının başına Ak Partili inandığımız, bildiğimiz, oylarımıza sahip çıkacak insan yerleştireceğiz. Bu bir; İkincisi, mahalle teşkilatlarımızı ayakta ve canlı tutacağız. Sahadayız zaten, şu an işyerimdeyim yine sahadayım. Her gün 20-30 tane insan geliyor. ‘Ne olacak bu işler, ekonomi nasıl gidiyor, fiyatlar nasıl?’ falan her zaman konuşuyoruz, halkla hep iç içeyiz zaten.

S.T. En çok şikâyet aldığınız konu ne?

E.K. Pahalılık. Belli bir kesimde tabi o da. Asgari ücretli ve emekli bence… Onun dışında iş sahipleriyle toplanıp konuşuyoruz. Bir genel bir memnuniyetsizlik havası var insanda, psikolojik bir şey bu. Mazot mesela çok pahalı. Evet pahalı. Ama mazotun pahalı olduğunu konuşacağız, biz diyoruz ki; mazot pahalı, maliyeti etkiliyor diyeceğiz, ancak bu kadar. Onun dışında onu ben bilmek zorundayım siyasetçiyim ve bunu yukarı aktaracağım. İşte benden il başkanına, il başkanından oraya, oradan cumhurbaşkanımıza ‘Hayat pahalı, bunu çözelim’ diyeceğiz. Ama sonuçta hayatın ona hiç pahalı olmadığı insan hayat pahalılığı konuşuyor. 5 yıldızlı otele gidiyorsun mesela adam diyor ki: ‘Hayat pahalı’. Yahu otele bak geceliği kaç lira, senin için pahalı değil ki bu. Ama hayat pahalılığı, halkın şu anda en büyük problemi… İnşallah Temmuz ayında yapılacak asgari ücret zammıyla birlikte, hoş işadamlarının da asgari ücret zammını beklemesine lüzum da yok. Benimle çalışan insanlar var değil mi, neyi bekleyeyim ki; ‘Asgari ücreti Cumhurbaşkanımız arttırsın da ben de işçinin maaşına zam yapayım’ diye. Hiç onu beklemeden bizim elimizi bağlayan insan da yok. Biraz da bu konuya eğilmemiz lazım.

S.T Asgari ücret biraz da iş kolunun ağırlığına göre belirlenmeli, çok tekdüze değil mi?

E.K. Tekdüzeleşti yani genel bir ücret seviyesi gelmemeli, gelmeyecek de ama. Çok ekstrem bir zamanda yaşıyoruz. O kadar değişik bir zaman ki. Pandemi dedik, pandemiden çıktık. Şurada iki hafta ya da iki ay önce maskeyle konuşuyorduk. Şimdi iki tane ülke savaşıyor. İkisi de sarışın, mavi gözlü. O savaştan bir gün önce ilçede toplantı yapıyorduk. Kim diyordu savaş çıkacak diye. Kimse. Bu savaş kimler içindi? Afrika’daki insanlar içindi savaş, soykırım için. Müslüman ülkeler içindi bu savaş. Bu savaşlar iki tane Avrupa ülkesinin birbiriyle savaşması için değildi ki. Ama o savaş çıktı. Bir tanesi dünyanın tahıl ambarı, hatta ikisi de… Rusya ve Ukrayna. Diğer bir tanesi de doğalgaz ve petrol tedarikçisi. Şimdi siz bugün çıkıyorsunuz diyorsunuz ki; ‘Mazot pahalı’. ‘Evet pahalı dün akşam 115 dolardı. Bunu biz etkileyemeyiz. Tahıl fiyatlarını da biz etkileyemeyiz ama bizim etkileyeceğimiz bu maliyetleri aşağıya çekecek unsurlar var, biz hükümet olarak onları yapacağız. Ne yapacağız? Cumhurbaşkanımız diyor, satın alma gücünü artıracağız. Bütün dünya sözde Rusya’ya ambargo yapıyor. Petrol 40 dolardan 120’ye çıkmış adamı zengin ettik, dünya adamı zengin etti. Niye ambargo yapıyorsun ki! Sanki 3. Dünya ülkelerini, Avrupa Birliğini belki işte bizim gibi Hindistan, Türkiye falan bu tip ülkeleri çökertmek için tezgahlanmış bir komplo teorisi diye insan düşünmeden edemiyor.

S.T. Türkiye girer mi savaşa?

E.K. Girmez. Türkiye Suriye’ye girer, girecek zaten.

S.T. Peki seçimlerin takvimini etkiler mi bu?

E.K. Yok hayır asla böyle bir şey olmaz. Türkiye daha önce Cerablus’da, Afrin’de, üç yerde bir harekât yaptı. Bunları hiçbir zaman oyumuz artsın diye yapmadı. Benim rahmetli abim subay emeklisiydi. Kıdemli Jandarma Binbaşıydı. Hayatı doğuda, güneydoğuda geçti. Bunun ne demek olduğunu bilen insanlardan bir tanesiyim. Asla ve asla Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhurbaşkanımız pozitif anlamda seçimleri etkilesin diye asla çocuklarımızı böyle bir şeyin içine atmaz, bu mümkün değil.

S.T. Erken seçim olur mu?

E.K. Olmaz. Şöyle olmaz. Başkanlık sistemi nedir? Belediye Başkanlığı kısmi bir başkanlık sistemi. Şimdi sayın geriye doğru. Belediye başkanlığı seçimi 2024’de, dön geri 2019, dön geri 2014, dön geri 2009, hangisi gününde olmadı. Bu da bunun gibi, belirtilen günde olacak. Çünkü başkanı seçiyoruz, ülkeyi yönetecek insanı seçiyoruz, bir de parlamentoyu seçiyoruz. Yönetim başkanın elinde, parlamentodan bir hükümet çıkmıyor biliyorsunuz yani. Yunanistan şu anda bir şey yapıyor. Bence Yunanistan’ın yaptığı şey, tamamen bizim Suriye harekâtını engellemeyi amaçlıyor. Amerika, Yunanistan üzerinden bize mesaj veriyor. Diyor ki; Bak bu tarafa gidersen arkan sağlam değil, Ege Denizi için. Yoksa bizi Yunanistan’la çatıştırmazlar, Yunan’a acıyorlar çünkü. Batı bu anlamda Yunanistan’a kıyamaz. Suriye’ye bir operasyon yaparız mutlaka. Çünkü güvenliğimizi tehdit ediyorlar. Başka bir savaş tehlikesi asla ve asla görmüyorum. Hem şahsi hem de Cumhurbaşkanımızı dinlediğimizden yola çıkarak erken seçim de görmüyorum.

S.T. İşte Abdurrahman Dilipak’ta yazdı ‘MHP’de erken seçim istiyor’ diye. Acaba ortaya bir şeyler atıp halkın nabzını mı yokluyorlar?

E.K. Üç seneden beri tartışıyoruz televizyonda, ilçe de konuşuyoruz erken seçim diye. En son 23 Haziran 2023’de olmasa da 14 Mayıs, 21 Mayıs, şu Haziran bu Haziran seçim olacak. Diyecekler ki; bak biz söyledik seçim yaptırdık. Üç yıldan beri konuşuluyor, böyle bir şey mümkün değil. Niye kendi süresinden önce girsin Cumhurbaşkanı seçime…

S.T. Tekrar Nilüfer’e dönelim Başkanım. Nilüfer, lüks bir bölge gibi anılsa da ben buna çok katılmıyorum. Bir dünya kaçak yapılaşma var. Hem sanayi hem de yapı anlamında var. Nasıl buluyorsunuz belediyenin yaklaşımlarını, sizin mecliste yaklaşımlarınız nasıl?

E.K. Meclis’te 9 kişiyiz, 2’de MHP’den gelen arkadaşımız var 11 kişiyiz, azınlıktayız mecliste. Ana muhalefetteyiz ama sayısal olarak üstünlüğümüz yok sonuçta. Ne getirilirse geçiyor, bizim ‘evet’ veya ‘hayır’ dememizin hiçbir anlamı yok. Bizim bütün bunlar sadece sembolik bir anlam taşıyor. O açıdan baktığımızda, eğer yapılacak olan halkın menfaatine ise kimin olduğu, niçin olduğuna bakmadan biz eğer Büyükşehir’den onaylanacaksa ‘evet’ diyoruz. Onun dışında halkın menfaatine değilse kesinlikle ‘hayır’ diyoruz. Bir yeşil alana bir bina yapılacak, biz ‘hayır’ diyoruz. Bizim evet dememiz mümkün değil, kim olursa olsun, isterse bizim bildiğimiz, tanıdığımız sivil toplum kuruluşu olsun, ister başka bir şey olsun bizi hiç ilgilendirmiyor. Geçen bir konu oldu, Görükle Mera ile ilgili… İlçe meclisine geldi, biz çekimser kaldık ve bazı arkadaşlar, İnşaat Mühendisleri Eski Başkanı da dahil bu konuda ciddi eleştiri aldık. Dediler ki; ‘Niye çekimser kalıyorsunuz, ya evet ya hayır diyeceksiniz.’ Biz de dedik ki: ‘Siyah ve beyaz arasında bir sürü ton var. Değişime karşı değiliz, imara karşı değiliz, o yüzden ‘evet’ ama bu şekliyle hayır. O zaman düzeltin gelin, çekimseriz.’

S.T. Sizden istenen neydi?

E.K. Belli bir alan var. O alanda imar, yapılaşma var. Bazı yerde 8 katlı, bazı yerde 5 katlı, öyle bir karışıklık oluyor işte onun düzeltilmesi lazım. Sonuçta bütün hizmeti Büyükşehir Belediyesi verecek. Altyapıyı büyükşehir yapacak, ana yolları Büyükşehir Belediyesi yapacak, elektrik, suyu, doğalgazı, özel sektör işletmesi firmalar yapacak. Yani ilçe belediyesine pek bir şey kalmıyor ki o bölgede. O yüzden de Büyükşehir Belediyesi buradaki yapılaşmaya mutlaka müdahil olmalıdır. Mühendisim sonuçta anladığımız bir konu ama çok detaylarını bildiğimiz değil. Biz de ilgili arkadaşlarla görüşüyoruz. Üç dört tane mühendisimiz ve mimarımız var, onlardan bilgi alıyoruz, kendi bilgimiz var, dışarıdan bize gelen geribildirimleri alt alta yazıyoruz ve diyoruz ki böyle bir şey olsun. Tabii Büyükşehir Belediyesiyle temasa geçiyoruz böyle önemli bir konuda. Tek başıma benim buna evet dedim, hadi evet geçsin böyle bir şey yok. Büyükşehir’e diyoruz ki; nedir sizin düşünceniz? Onlar da bize düşüncesini iletiyor. İlkinde hayır dedik ikincisinde çekimser kaldık.

S.T. Çok var böyle zaten Nilüfer’de. Yan yana binalar, biri 12 katlı, biri 5 katlı. Yeni yapılanlar için de bu böyle yani. Neden bazıları yüksek kat izni alıyor da bir diğeri alamıyor?

E.K. Nilüfer’de bir plan yok. Belediyecilik açısından hakikaten bir çalışma yok. Yollara bakıyorsunuz, doğru dürüst bir asfalt yok arka sokaklarda. Asfalta yıllık ayırdığı bütçe 40 milyon. 40 milyon ayırıyor ama ek bütçeyle bunları yapmaya çalışıyor. Biz festival yapılmasın demiyoruz, gençlerin ihtiyacı, o da yapılsın. Ama alt yapı ile ilgili yatırımlar duruyorken bunu yapmamak, onun yerine olmayacak yere parayı harcamanın da bir anlamı yok. Ama çok fazla ufuk olduğuna inanmıyorum, ülke için heyecanları yok bence. Siyaset kodlarından gelen bir şey bu… Siyaset kodları böyle. Yani İstanbul’da yaşıyoruz. İstanbul’da oturdu işin başına ‘Hadi buyur yap’. Şimdi o yapacak başka onun üstünde bir kimse yok. Şehir Hastanesinin yolunu yap diyorlar, yapmıyor adam, bütçem yok diyor. Ama onun yapması lazım. Ne yaptı, genel bütçeden Cumhurbaşkanımız yaptırttı. Ama onun yapması gereken işler var. Ama adam orada olacağına balıkta olmayı tercih ediyor. Bunlar da hizmet siyaseti yok. O yüzden Nilüfer’de her şey yolunda değil. Bir yüksek kesim var, ama o kesimlerde bile çok büyük şikâyetler var. Çöpleri doğru düzgün toplamıyor, sonra bize şikâyet ediyorlar. Ya işte katı atık bedellerini kaldırın dediniz, kaldırttık. Gelip benim İlçe Başkanlığımın yanında eylem yaparsan ‘su parası çok pahalı’ diye biz de kaldırtırız bunu.

S.T. Sizi ‘niye kaldırttınız’ diye mi eleştiriyorlar.

E.K. Evet onun için eleştiriyorlar. Başkan 100 milyonumuz eksildi diyor.

S.T. Ama katı atık bedeli kesildiği için bütün belediye başkanları şikâyetçi şu anda?

E.K. Kimse bağırmayacak. Toplayacak çöpünü. Sonuçta siyaset yapıyoruz. BUSKİ Genel Müdürü Güngör Bey’e diyorum ki; ‘Bu su parası niye yüksek geliyor.’ Daha yeniyiz ya anlamıyoruz da ne olduğunu. Başvurular var, neden su faturam pahalı geldi diye. Ne yapıyor Büyükşehir Belediyesi ya da BUSKİ, inceliyor ve geri dönüş yapıyor. Rakamdan çıkarttırdık, iki sene önce… Bu değerden bakıyoruz ki, başvuru arttıkça hata oranı yüzdesel olarak azalmış, hata yok, faturamızda bir hata yok. En sonunda uyandık ki, bu katı atık toplama bedeli. Adam diyor ki, şu mahallede 19 lira su faturası geliyor 19 lira da katı atık bedeli ödüyorum. Ama en çok belediye kendisi faydalanıyor, kendisi alıyor. Ya kardeşim o zaman devlet yönetiyorsun, belediye yönetiyorsun, ciddi bir iş yaptığın iş. Siyaset yapıyoruz ama hakikaten ciddi bir iş. Gelip orada, belediye ilçe başkanlığının yanında milleti toplayıp, elinde su faturası pahalı diye sallamayacaksın. Sallarsan da sonucuna katlanacaksın. Şu anda kaldı mı su pahalı hikâyesi?

S.T. Hatta bir dönem, Bozbey zamanında hem Büyükşehir alıyordu katı atık bedeli hem Nilüfer Belediyesi topluyordu.

E.K. Şu anda hala işyerlerinden almaya çalışıyor ve ciddi rakamlar alıyorlar. Nilüfer Belediyesi Yıldırım’dan yüksek alıyor. Yıldırım çöp toplaması zor bir bölge… Ama Nilüfer yatay, daha kolay toplayabilirsiniz.

S.T. Yıldırım bildiğim kadarıyla almıyor katı atık bedeli?

E.K. Toplamıyor artık, o da toplamıyor. Burası Yıldırım’dan daha yüksek bedel alıyor. Ama Yıldırım’daki maliyetler daha yüksek aslında. Ama şimdi kalktı. Sonuçta koskoca Büyükşehir Belediyesini bir katı atık toplama bedeline feda edemeyiz. Şu anda su pahalı değil, şu anda ucuz. Büyükşehir’de rahatız vatandaş memnun ama adam alacağım diyor. Ciddi bir nüfus artışı olunca ciddi bir gelir artışı da oldu. 260 milyon TL civarında bir gelir artışı oldu. Onu kullan daha makul, mantıklı. Gidip de bir yerin dış cephesini yapacağım diye 50 milyon ayırma mesela. Git o 50 milyonu başka yere harca, fuzuli harcama yapma. Asfalt yap, değil mi?

S.T. Kaçak yapılarla ilgili Zabıta sürekli tespit yapıyor kırsalda, orman içlerinde her yerde çok kısa sürede ev yapıyorlar üç katlı, beş katlı. Zabıta sürekli zabıt tutuyor, tutanak tutulması tutanağın gönderilmesi hep zaman. Belki bir kat çıkıyor hatta bitmiş oluyor. Yani tutanaklar vs. çözüm olmuyor, nasıl bir yol izlenmeli Nilüfer’de?

E.K. O zaman uygulama planlarını hızlı ve önden yapacak. İmar yapmak demek ille bina yapmak demek değil ki! Tarım alanları da imar kapsamı içinde değerlendirirsin, burası tarım, burası sanayi, burası konut diyebilirsin ve vatandaşın önünden gidebilirsin. Konya, Kayseri bunun güzel bir örneği. Onlar yapmış da biz niye Nilüfer’de yapamıyoruz. Bir, yapmaya müsaade etmezsin, ikincisi yıktığın milli servet. Nasıl yıkacaksınız! Bir de pandeminin getirdiği bir sıkıntı var. Pandemiden dolayı insanlar kendilerini dışarı attılar, bir de bunun verdiği sıkıntılar var. Önce planlama evet. 20 yıldan beri Nilüfer’i bunlar yönetiyor. Ellerinde bomboş bir alan vardı, bunu planlamak o kadar zor değil ki. Eski İzmir yolu Ziya Güney tarafından planlandı. O sağındaki solundaki binalara bakın yani o günden sonra hiçbir şey, tamamen rant belediyeciliği. Maalesef işin gerçeği bu. Vatandaşın talepleri var. Bütün şehirler batıya doğru büyürmüş, mimarlardaki genel bir konsept. Yıldırım da batıya doğru büyüyor, Nilüfer de batıya doğru büyüyor, Bursa da batıya doğru büyüyecek.

S.T.BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın şehrin içinde sanayileşmeye son verelim, yeni bir yer belirleyelim, küçük esnafı oraya taşıyalım fikrini nasıl buluyorsunuz?

E.K. Tabi iletişim açısından da uygun. Yani Gençosman’da eski ayakkabıcılar çarşı mesela. Dükkânların bir kısmı işgal edilmiş, içine girilmez bir hale dönmüş. E şimdi orayı yıkıp bir şekilde organize bir alana taşımanız lazım. Vatandaşın da destek olması lazım.

S.T. Nerede yapılmalı sizce?

E.K. Boş bir alanda yapılacak yani. Neresi olur bilmiyorum. Tabii vatandaşın da çıkarı gözetilecek. Yani mülk sahibi, o arsanın o tarlanın sahibinin de çıkarları gözetilecek. Büyük sanayi için bence tahsis yapılabilir. İlle satın almak şart değil ki. Sanayide görüyoruz, yurtdışından geliyor adam fabrikayı 7 yıllığına kiralıyor. Bir proje almış, 7 yılda projeyi yapıyor bitiriyor işi Hyundai ile, çekiyor gidiyor başka bir bölgede başka bir işe gidiyor. Devletin elindede hazineye ait olan yerler var. Buralarda bu insanlara düşük fiyatlarla tahsis edilebilir. Aynen TOKİ gibi. Toplu konutta ucuz evler yaptık, aynen onlar gibi yapılabilir. Gençosman’da olmaz, şuradaki ara mahallede küçük küçük sanayiler var, olmaz yani sıhhi değil, iş güvenliği şartlarına uygun değil ama bunu da yapmak zorundayız. Yaparken de hızlı bir şekilde planlama yapacağız. Büyükşehirle birlikte çalışacaklar belki. Şimdi Nilüfer diyor ki ‘Ben sanayiye karşıyım’. Senin sanayiye karşı olman hiçbir şey ifade etmiyor ki.

S.T. Sanayi zaten kuruluyor bir şekilde.

E.K. Bir de bu ülke nasıl büyüyecek. Şu anda 250 milyar dolar ihracatımız. Bu 7-8 sene sonra 500’e çıkacak, nerede üreteceksiniz bu malı?

S.T. Bursa’nın ana geçim kaynağı sanayi.

E.K. Tarım da bir sanayi. Artık çiftçilik eski tabirle köylülük diye bir şey yok ki. Adam 3000 tane 5000 tane 10.000 tane büyükbaş hayvan bakıyor. Sanayici bunlar. Adam ürününü ekiyor, biçiyor, ihracat yapıyor. O yüzden çok çalışmak lazım. Ben Alinur Başkanı görüyorum, emin ol gece saat 1’de 2’de ayakta, nerden anlıyorum telefon edince telefona çıkıyor. Sabah namazından sonra ayakta sürekli. Bu işler böyle oluyor, çalışmakla oluyor.

S.T. Mustafa Bozbey’in kooperatiflerinin Emirkoop’tan aldığı arsalara yaptığı inşaatlar hakkında da konuşalım Başkanım.

E.K. Biz de yeni farkına vardık. Türkiye’de ‘Türk gibi başla, İngiliz gibi bitir’ diyorlar ya biz güzel başlıyoruz, her şeye ama ondan sonra bakıyorsunuz ki, her bir delikten geçmeye çalışıyor bazı kötü kötü niyetli insanlar. Biz NİLVAK’ın çok üzerinde durduk. Biliyorsunuz işte, siz de yazdınız, ailemin vakfı dedi. İlginç bir şey; bütün belediye personelleri NİLVAK’ı belediyenin vakfı biliyormuş…

S.T. Belediye Meclis üyeleri dahi öyle biliyormuş!

E.K. Ama ben Google’a girip baktığımda hemen çıkıyor Mustafa Bozbey diye. Ne menem bir iş bu şimdi. Kendi belediye meclisi bile NİLVAK’ı belediyenin vakfı olarak biliyormuş. Algı böyle. Acaba algıyı kendi kendine yaratıp, bize de onu yutturdular mı?  Yoksa üyeler belli, kim olduğu belli. Şimdi onu tasfiye ediyor. NİLVAK ile ilgili şu anda üzerindeki bütün yükten kurtuluyor. Büyükşehir Belediyesi’ne aday olduğunu ifade ediyor, NİLVAK’la ilgili hikâyeyi temizlemeden Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı bence uygun değildir. O gün de uygun değildi bugün de uygun değil. Şimdi üstüne bir de bunlar çıktı. Sizin yazınızdan biliyoruz; baştan dedi ki: ‘Bana ait değil, kardeşlerimin.’ Şimdi de ‘Bana ait, ama başkalarına bakın’ diyor. Bir dakika, önce seni konuşalım. Rahmetli Özal zamanında başlayan bir şey, kooperatifçilik sistemi. Biliyorsunuz o bölgeye çok kooperatif inşaat yaptı bu şekilde. Dar gelirli insanlar hakikaten ev sahibi oldu.

S.T. Klasik kooperatif anlayışını ne hale getirdiler!

E.K. Bakın bu kooperatiften ben de ev sahibi oldum. Kooperatifin denetçiliğini yapıyordum. Emin olun 80 TL aidatla insanları ev sahibi yaptık. Yavaş yavaş, zorlamadan, biz o zaman devlet memuru maaşıyla, onlarında birçoğu ev sahibi oldu bu yöntemle. Böyle bir yöntemin yapıldığı aklıma hayalime gelmez yani. Müteahhitliğe soyunmuşlar. Dar gelirli ve evi olmayanlar içindi kooperatifler. Bakıyorsunuz alıyor arsayı müteahhide devrediyor. Yani nasıl bir şey böyle bu? Kanuni olabilir ama sizin de yazdığınız gibi etik değil, ahlaki değil. Şimdi buna siyaseten bir şey söylemeye kalksanız, iki gün sonra tepenize avukatlar çöker. Her kanuna uyan ahlaklı değil ki. Bu bambaşka bir şey. Ben böylesini hiç tahmin etmezdim. Başkaları bile bunun yanında hiç. Ne yapılabilirdi mesela. Bir tanesi kooperatif kurar, müteahhit üstünden. Bir kooperatif başkanı olur, üyeler bulurlar, o da ihaleyi buna verir. Benim bildiğim en etik olmayan hikâye buydu. Üyeler yine dar gelirli, memur, işçi olurdu. Sadece müteahhide işte falan yoluyla bir düzen olduğunu biliyorduk. Ama onda bile bu kadarı yoktu. Bildiği tanıdığı insana 30-50-100-150 daire bir şey yaptıracak. Onun da ama denetlemesi var. Ben de bir kooperatifin yıllarca üyeliğini yaptım, denetmenliğini de yaptım. Müteahhide ver kardeşim fiyat teklifi dersin. Açarsın bakarsın teklife, bu olmamış kardeşim üçü aynı elden çıkmış, git bana adam gibi teklif getir.

S.T. Daha ötesi Bozbey ilintili kooperatifler müteahhitle kat karşılığı anlaşıyor, oradan çıkan kendilerine düşen bütün daire ve dükkânları Bozbey’in şirketi Perçem’e devrediliyor. Kooperatifçilik mi şimdi bu?

E.K. Değil, onu diyorum yani. Kooperatif olmaktan çıkmış bu. Vatandaşın arsası var 3 dönüm 5 dönüm, müteahhide vermiş yüzde 50 ile bunun gibi bir hikâyeye dönüşmüş bu… Bu bambaşka bir hikâye. Siyasi kısmı da bambaşka bir şey. Siz Büyükşehir Belediye başkan adayı olacaksanız, bu tip işlerde işiniz olmayacak. Hiç Alinur Başkan için böyle bir şey söylenebiliyor mu? Bu haddi aşmak, çizgiyi aşmaktır. İkinci el oto alım satım pazarını lağvettiler, kapattılar, galiba anaokullarını da devrediyorlar. Oradan bir temizlenmeye çalışıyorlar o anlamda. Ama şimdi bunlar çıktı, daha neler çıkacak bilmiyoruz ve siyaset adına hakikaten üzüldüm. Siyaset böyle yapılmamalı. Halka hizmetin yolu bu değil. Emirkoop’ta yeniden bir yapılanma lazım. Siz güzel yazmışsınız, ‘Bunun kapatılıp yeniden yapılanması gerekli.’ Belediyelerin tabi buna bir dur demesi lazım.

Load More Related Articles
Load More By admin
Load More In GÜNCEL
Comments are closed.

Benzer Haberler

İbrahim Burkay annesini kaybetti

BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay’ın annesi Fatma Burkay hayatını kaybetti.…