
Baharı içimizde hissettiğimiz günlere geldik.
İçimiz kıpır…
Radyoyu açtım.
Bir an; 40 yıl öncesine gittim.
Samime Sanay çıktı karşıma…
Eski günlerden kalan “Nihavent makamı”ndaki şu şarkıyı söylüyordu:
“Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç
Çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç
Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç
Çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç
Bir his dolup içine uçuyorum sandın mı hiç
Geçen günlere yazık yazık etmişsin gönül sen
Öyle ise hiç sevmemiş sevilmemişsin gönül sen…”
Bu şarkıyı dinlerken, belirli yaşa gelmiş olanlar daha iyi bilirler…
Çoğunluk:
♥ Güneşle uyanırlardı…
♥ Çılgın gibi koşarak kırlara uzanırlardı…
♥ İçlerine bir his dolup “uçuyorum” sanırlardı…
Bunların hepsini yaşayanlar çoğunluktaydı.
Son günlerde bu güzel davranışların azaldığını görmek, bizleri yormaya başladı.
● Çarşı-pazardaki fiyatlar…
● Her gün yeni fiyat ayarlamaları…
● Hayat şartlarının zorluğu…
● Yüksek vergiler…
Hepimiz; sokaklarda, caddelerde dolaşırken gözlemliyoruz.
Aklımıza şu sorular geliyor:
► Neşeyle gülen sevinçli insanlar ne kadar?
► Genellikle asık çehreli, çatık kaşlı, yüzleri hayatından bezmiş ifadelerle kaplı yorgun yurttaşları çoğunlukta mı?
Böyle bulanık bir ortamda, “Sabahları neşe içinde, yenilenmiş ve dinç olarak uyanıyorum” diyebilen kaç kişi vardır acaba?
Varsa bile sayıları çok azdır!
Bu günlerde; her kesimin Güneşle uyanmak, gülüp neşeli olmak ve “Mutluyum” diyenler, olması çok doğal değil mi?
‘Hayattan zevk alma duygusu’ çok daha önemli!
