
Yıllar önceye dönelim.
Çoğumuzun ilk okullarda söylediği bir metin vardı.
Biz her sabah bu kısa metni haykırarak güne (okula) başladık.
Bize; ‘DOĞRULUK, DÜRÜSTLÜK’ öğretildi.
Ama Tarih de çokta dürüst olmadığımızı söyleyenler de var.
Biz metinde geçen sözlere; hiçbirimiz ne dendiğine dikkat bile etmezdik.
Zil çalınca bahçeye koşmak gibi otomatikleşen bir süreçti.
Andımız: “Türküm, doğruyum, çalışkanım…” diye devam ediyordu.
Üstelik Türk olmak denen mesele nedir, Türk olmayan var mıdır, değilse yarım mıdır, zarar mıdır düşünmedik. Detaya girmek istemiyorum.
O zamanlar dertlerimiz pek başkaydı.
Yalan değil; öylesine de demiyorum. Kendimizi ‘dürüst’ olarak görüyorduk.
Doğruluk ve çalışkanlık kantara çıkarak ölçülebilen bir şey değil elbet ama öyle olabilme adına samimi bir gayret gösterdiğimizi içtenlikle söyleyebiliriz.
Şimdi ne oldu da tam tersi olduk?
Yalan ve yalancıyı önemser olduk.
Sizce en korkunç yalan hangisidir?
- Devam eden savaşta; İran’da 168 çocuğu” biz öldürmedik” diyen Trump mı, dürüst?
- Yüzlerce, binlerce, hatta milyonlarca insanı öldüren bir savaşı başlatan mı?..

Öyleyse; en korkunç yalancı kimdir?
- Sana hizmet için seçtiğin ama sürekli seni tehdit eden, seni döven, seni soyan yönetici mi?
- Kendisini hapse girmekten kurtarmak için sana iftira atan ve senin haksız yere hapsedilmene yol açan arkadaşın, ya da memurun veya amirin mi?
- İşyerinde yükselmek için sana iftira eden meslektaşın mı?
- Gerçekleri saptırarak, istatistiklerle oynayarak geniş kitleleri aldatan ve soyan mı?
- Bir kültürel kimlik adına, onu temize çıkarmak veya onu yüceltmek için başka bir kültürel kimliği karalayan dinci ya da ırkçı bir grup mu?..
Son olarak:
Doğruluk; her zaman gerçeği söylemek ve niyet, söz, davranış tutarlılığıyla içten/dıştan doğru olmak (özü sözü bir olmak) demektir.
Dürüstlük ise; bu doğruluğu hayatın her alanında erdem olarak uygulayıp güvenilir bir insan olma halidir. Toplumsal huzurun, güvenin ve ahlakın temelidir.
Sizce; kim doğru, kim dürüst?
