
Günümüzde dilimizi de egemen kılındı…
Çünkü; acı yaşanan gerçekler sertleştikçe, kullanılan dil yumuşuyor.
Ekonomi kötüleştikçe, cümleler cilalanıyor.
Rakamlar değil, kelimeler yönetiliyor.
Bu yüzden artık yalnızca bir ekonomi politikası değil, açık bir dil politikası da yürütülüyor.
Rakamlar ikna edici olmayınca, kelimeler devreye giriyor.
Gerçek değişmeyince, tanım değişiyor.
Ama hayat; güllük gülistan gösterilen sözlerle yaşanmıyor.
Marketler; ‘O’ süslü sözlere bakmıyor!
Çarşı – Pazar seni beni tanımıyor!
Evde, mutfakta, kasada aynı gerçek var:
Fiyatlar her ay biraz daha artıyor.

Bazı günün market raflarından, etiket fiyatlarını bildiriyorum:
Havuç 57,50 TL.
Salatalık 149,50 TL.
Patlıcan 114,95 TL.
Kabak 113,95 TL.
Salkım domates 103,50 TL.
Çarliston biber 91,95 TL.
Yanlış anlamayın, bir kilogram sebze fiyatları bunlar.
Bir emekli, dar gelirli maaşıyla şöyle düzgün bir sofra kurmak artık hayal.
Et değil, meyve değil; sebze bile hesap işi.
Dalgalanan enflasyon değil sadece; artık hayatın kendisi.
Birde zor geçinen, yaşamında soluk almakta zorlananlara şu dili kullananlar var:
♥ “Biraz daha sabır, biraz daha şükür.”
♥ “Kiranın yüksekliği ev sahibinin değil; ABD’nin suçu.”
♥ “Bu ülkede emekli aç değil, şükürsüz”diyen bir kaç kişiye ne demeli?
Bu ülkede geçim konuşulurken bile, mesele bir türlü geçime gelmiyor.
Yani mesele geçim değil.
Hayat pahalılığı hiç değil. Sorun, beklenti.
Sorun maaşın yetmemesi değil.
Sorun, yetmeyen maaşa itiraz edilmesi.
Geçinememek değil; konuşmak ayıp.
Talep etmek değil; dile getirmek sorun.
Geçinememenin nedeni pazar fiyatları değil; küresel güçler.
Geçinemiyor değil, sabırsız.
Talep etmiyor; abartıyor, hatta şov yapıyor.
Oysa emeklinin istediği şey ne ideolojik bir tartışma ne de büyük laflar.
Bir parça daha et. Biraz meyve.
Ay sonunu hesap makinesiyle değil, takvimle bekleyebilmek…
Düşüncemizi; Yazmak da zor, Yayınlamak da…
