Ambalajlamak; mecaz anlamda bir durumun, nesnenin veya fikrin kusurlarını gizleyerek onu olduğundan daha çekici, süslü ve cazip bir şekilde sunmak anlamına gelir.
Kamufle etmek ise; bir şeyi saklamak, gizlemek veya gerçekte ne olduğunu belli etmeyecek şekilde örtmek/maskelemek anlamına gelir.
Bir yerde sohbet ederken; bazı insanları dinleyince dünyanın bütün iyi insanlarının sizin çevremizde toplandığını sanırsınız.
Herkes dürüst, herkes adil, herkes başkasının hakkına saygılı.
Kimse paraya önem vermiyor, kimse makam peşinde koşmuyor.
Peki bütün bu ambalajlama ve kamufle etme işini kim yapıyor?
Herhalde onlar konuşurken başka birileri gelip yapıp gidiyor!
- Bir şirket toplantısında patron, “Biz büyük bir aileyiz”diyor. Ama ailenin bir ferdi zam istediğinde, birden şirketin maliyet hesabı başlıyor. Fedakârlık hep çalışandan bekleniyor.
- Ailede anne baba, “Biz onun özgür bir birey olmasını istiyoruz”diyor. Elbette çocuk özgür. Yeter ki onların istediği mesleği seçsin, uygun gördükleri insanla evlensin, söyledikleri gibi yaşasın.
- Arkadaşının özel hayatını herkese anlatan kişi, sohbetin sonunda “Bana güvenebilirsin”diyor. Zaten anlattığı her sırrın başında da aynı cümle var.
“Ben dedikoduyu hiç sevmem ama…” O “ama”dan sonra insanın bütün hayatı masaya yatırılıyor.
- Siyasette bir siyasetçi düşünün. Her fırsatta eleştiriye açık olduğunu söylüyor. Sonra kendisini eleştiren gazetecinin sorusuna bile tahammül edemiyor. Soruyu cevaplamak yerine gazetecinin niyetini sorguluyor.
- Liyakatten söz edenlere bakalım. Görevlendirme zamanı gelince tanıdık isimler öne çıkıyor. Bir türlü sıra gelmeyen yetenekli insanlara da daha çok çalışmaları tavsiye ediliyor.
- Tasarruf çağrısı yapan ve şeffaflıktan söz edenler…Kendi harcamalarına dokunulmuyor, hesap sorulduğunda ise konu hemen değişiyor…
Adalet sözü haksızlığın, özgürlük sözü baskının, fedakârlık sözü başkasının sırtına yüklenen yükün ambalajı oluyor.
Kendimize bakalım. Bazen biz de böyle yapmıyor muyuz?
Maalesef; hoşumuza giden sözlere inanmak kolayımıza geliyor. Desteklediğimiz kişinin yanlışını kabul etmek, kendi tercihimizle de yüzleşmeyi gerektiriyor. Bunun yerine açıklama arıyoruz.
Elbette her güzel sözün altında kötü niyet arayamayız.
İnsan bazen verdiği sözü tutamaz, hata yapar, koşullara yenilir. Ama sürekli aynı çelişki yaşanıyorsa, artık tek tek mazeretleri dinlemek yerine bütüne bakmak gerekir.
Sürekli kendinden bahseden biri, kendi çıkarına zarar verecek bir gerçeği söyleyebiliyor mu? Adalet isteyen biri, haksızlığı kendi yakını yaptığında da sesini çıkarıyor mu?
Saygıyı savunan biri, kendisine karşı çıkan insana nasıl davranıyor?
İnsanı en iyi böyle tanıyabiliriz.


