Mekke’de savunma anlaşması imzalandı. Buna ‘kolektif savunma’ denildi
Geçen gün Ankara’ da 467 oyla; Terörsüz Türkiye ‘kolektif çalışmayla’, ittifakları ve oylamaları konuşuyor.
Ama memleketin başka yerlerinde hayat, çok daha ağır hesapların peşinde.
Bir tür ‘kolektif dayanışma’ başladı.
Aslında bugün milyonlarca ailenin ayakta kalma biçimi tam da bu.
Bir evde üniversiteyi bitirmiş çocuk iş bulamıyor, emekli anne baba maaşından kısıp ona bakıyor.
Başka bir evde emekli anne baba geçinemiyor; bu kez çalışan çocuk kendi evinden, kendi çocuğundan, kendi geleceğinden kısıp annesine babasına yetişiyor.
Bir evde kira kardeşler arasında bölüşülüyor.
Bir başka evde market alışverişini çocuk yapıyor, faturayı baba ödüyor, kredi kartının asgarisini anne kapatıyor. Adına dayanışma diyoruz.
Ama bu, gönüllü bir dayanışmadan çok mecburiyetin örgütlediği bir hayat biçimi.
Kodlarımızda saklı imece kültürü, artık yoksulluğun açtığı gedikleri kapatmaya çalışıyor.
İnsanlar yalnızca kendi hayatlarını değil, birbirlerinin hayatlarını da sırtlarında taşıyor.
Aileler birbirinin sosyal güvenlik kurumuna dönüştü.
44 milyondan fazla insanın yani her 3 yetişkinden 2’sinin bireysel kredi kullanıyor olması bu yüzden yalnızca bir bankacılık istatistiği değil.
Aile bütçelerinin maaşla kapanmadığının, hayatın borçla çevrildiğinin göstergesi.
Avrupa da çoğu; “devlet baba” ifadesinin arkasında:
İnsan işsiz kaldığında, hastalandığında, yaşlandığında, çalışamaz hale geldiğinde yalnız bırakılmaz…
Sosyal devlet bunun için vardır.
Ülkemizde bu tablo tersine dönmüş durumda.
Çocuk işsizse anne baba yetişiyor.
Anne baba yoksulsa çocuk koşuyor.
Kardeş kardeşe, kuşak kuşağa destek oluyor.
Herkes birbirinin eline bakıyor.
Türkiye’de imece büyüyor, sosyal devlet küçülüyor.
Aile içinde uzanan şefkat eli, kamunun doldurması gereken boşluğu kapatmaya çalışıyor.
Bir noktadan sonra “kolektif dayanışma” dediğimiz şey, kolektif bir yorgunluğa dönüşüyor.
Belki de bu yüzden memleketin en büyük meselesi artık yalnızca ekonomi değil.
Siyasetin konuştuğu hayatla, insanların yaşadığı hayat arasındaki mesafe açılmış durumda…
GÜLÜMSE
Çerçeve fıkrası
Mecliste “çerçeve yasa” kabul edildi ya, birden aklıma bir çerçeve fıkrası geldi.
Kadının birinin “BÖYLESİ” adını verdiği köpeği varmış.
Bir kadın banyoda yıkanırken köpeği açık camdan kaçıvermiş.
Kadın çıplak halde banyodan çıktığı an köpeğinin kaçtığını görünce telaşla kapıya koşmuş tam kapıyı açacakken çırılçıplak olduğunu fark edip hemen kapının yanındaki bir çerçeveyi alıp önüne siper etmiş ancak çerçevenin içindeki resmin düştüğünü fark etmemiş ve apartman görevlisine seslenmiş.
Apartman görevlisi kapıya koştuğunda kadın heyecanlı bir sesle “Böylesini gördün mü?” diye sormuş.
Görevli boş çerçeveye şöyle bir bakmış ve sonra “Valla gördüm görmesine ama çerçevelisini ilk kez görüyorum” cevabını vermiş.


