<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakan PATIRER &#8211; Bursa Söylem Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://www.bursasoylem.com/author/hakanpatirer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bursasoylem.com</link>
	<description>Bursa&#039;nın hür sesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 26 Feb 2022 09:48:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Ukrayna-Rus Savaşına Bir de Bu Açıdan Bakın!</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2022/02/26/ukrayna-rus-savasina-bir-de-bu-acidan-bakin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2022 09:48:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=184034</guid>

					<description><![CDATA[Yıl 1945. İkinci Dünya Savaşı devam ediyor. Savaş bölgesinden memleketi olan Leningrad’a (St. Petersburg) izne gelmiş bir asker, evinin bulunduğu caddeye doğru giderken Alman bombardımanı sonucu ölenleri taşıyan bir kamyonla karşılaştı. Ölüler “toplu gömülmek” üzere mezarlığa götürülüyordu. Cesetlerin arasında askerin dikkatini çeken bir şey vardı; bir ayakkabı&#8230; Eşine aldığı ayakkabıya benziyordu. Eve gidip gitmeme konusunda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1945. İkinci Dünya Savaşı devam ediyor. Savaş bölgesinden memleketi olan Leningrad’a (St.<br />
Petersburg) izne gelmiş bir asker, evinin bulunduğu caddeye doğru giderken Alman bombardımanı<br />
sonucu ölenleri taşıyan bir kamyonla karşılaştı. Ölüler “toplu gömülmek” üzere mezarlığa<br />
götürülüyordu. Cesetlerin arasında askerin dikkatini çeken bir şey vardı; bir ayakkabı&#8230;<br />
Eşine aldığı ayakkabıya benziyordu. Eve gidip gitmeme konusunda tereddüt geçirdikten sonra,<br />
görevliye, “ayakkabıyı giyen ölüyü görmek istediğini” söyledi. Görevli izin verdi. Asker kamyona çıktı,<br />
cesede baktı&#8230; Karısıydı&#8230;<br />
Görevliye “cesedin kendi karısı olduğunu onu alıp kendisinin gömmek istediğini” söyledi. Görevlinin<br />
yardımıyla ceset indirildi. Asker karısının zor da olsa nefes aldığını gördü ve onu alıp hastaneye<br />
götürdü&#8230;<br />
Yapılan müdahaleler sonucu kadın kurtarıldı, iyileşti ve normal hayata döndü&#8230; İşte o kadın hamile<br />
kaldı ve 7 Ekim 1952’de Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Vladimiroviç Putin’i doğurdu&#8230; (Hillary<br />
Clinton’ın “Zor Seçenekler” adlı kitabından).<br />
Putin bu olayı anlatırken;<br />
“Babam hastanedeyken annem de evde hastaydı. Ağırlaşmıştı. Sağlık görevlileri onu -neredeyse-<br />
“ölü” olarak değerlendirmişler. Ve -yakılmak üzere- pek çok cesedin yüklendiği kamyona taşırlarken,<br />
babam bir tesadüf sonucu taburcu edilmiş eve gelmiş. Cesetlerle birlikte annemi de yakmak üzere<br />
taşıyorlarmış. Yaklaşmış ve annemin nefes alıyor gibi olduğunu görmüş.<br />
Sağlık görevlilerine “O hâlâ yaşıyor!” demiş. “Ölmek üzere olduğu konusunda” ısrar etmişler. Babam<br />
direnmiş. Hatta “koltuk değnekleriyle” onlara vurmuş. Sonunda, annemi ellerinden alabilmiş.<br />
Ve anneme günlerce özenle bakmış ve onu yaşatmayı başarmış. İkisi de 90’ların sonunda öldüler.<br />
Annem “Alman askerlerinin de sıradan insanlar olduklarını ve savaşta onların da öldüklerini”<br />
söylerdi.”<br />
(Putin’in “Rus Öncü” dergisindeki makalesinden).<br />
Savaşın küllerinden doğmuş bir çocuk, 2022 yılında Avrupa’da savaşı tekrardan körüklüyor.<br />
Peki Putin’in asıl derdi ne?<br />
1. sebebi, 2014 yılının Şubat ayında Ukrayna’nın o dönemki Cumhurbaşkanı, Rusya yanlısı Viktor<br />
Yanukoviç’in protestoların ardından görevine son verilmesi ve batı yanlısı iktidarın göreve gelmesi.<br />
2. Ukrayna’nın AB ve NATO üyesi olması sonucu kendini kuşatılmış hissetmesi.<br />
3. Rus kökenli Ukraynalıların bağımsızlığını kazanması (ve sonrasındaki plan da, Kırım’da da yaptığı<br />
gibi Donbas bölgesindeki ayrılıkçıları destekleyerek kendi ülkesine katması).<br />
4. Rusya, Ukrayna diye bir ülkenin ve milliyetin olmadığını iddia ediyor.<br />
Putin, önce Ukrayna’daki Rus kökenli Ukraynalıların yaşadığı yaklaşık 3,6 milyon nüfuslu bölgedeki<br />
720 binden fazla kişiye Rus pasaportu verdi, bölge halkına ekonomik yardım sundu ve ayrılıkçıları</p>
<p>destekledi. Yeterli hazırlıkları da yaptıktan sonra da, Ukrayna’nın komedyen kökenli Cumhurbaşkanı<br />
Volodimir Zelenski’nin iktidarda olmasını fırsat bilerek (küçümseyerek), Ukrayna’ya savaş açtı.<br />
Unutulmamalıdır ki, Ukrayna’da ne kadar Rus kökenli Ukraynalı varsa bir o kadar da Rusya’da<br />
yaşayan Ukrayna kökenli Rus var.<br />
Eski komedyen yeni başkomutan Zelenski, kendisinden beklenmeyecek bir cesaret ile ülkesini ve<br />
başkentini savunuyor ve çatışmaları yönetiyor. Sanırım bunu hiç kimse beklemiyordu.<br />
Batının olaya bakışının özeti ise “silah tüccarları ve yandaşlarının, manzarayı sırıtarak ve geviş<br />
getirerek izlemesi” gibi…<br />
Çatışmalar son hızıyla devam ederken, sıranın yarın kime geleceğini umursamayan Batı, Rusya’nın<br />
cüretkâr tutumunu hafife alıyor.<br />
Putin çok iyi biliyor ki; Avrupa’ya gaz vermezse Avrupa karanlığa gömülecek.<br />
Putin çok iyi biliyor ki; 1. ve 2. Dünya savaşında ülkesinin topraklarına tek bir mermi bile düşmemiş<br />
ABD’nin, Rusya’nın nükleer gücünün farkında olması ve asla çatışmaya yanaşmayacağı.<br />
Nükleer Silah gücü karşısında susan dilsiz şeytanlara inat, özgürlük ve barış yanlısı dünya insanlarının<br />
sesleri her zamanki gibi yüksek olacaktır…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2020’nın Kelebek Etkisi!</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2020/12/01/2020nin-kelebek-etkisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 15:41:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KENT HABERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=138804</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl olduğu gibi, 2020 yılı da başladığında tüm dünya yeni umutlar beklentisi içerisindeydi. Hiç kimse (insanlık tarihi açısından), yaşadığı yıllar içerisindeki en zor yılın 2020 yılı olacağını bilemezdi. 2020 yılı öyle bir yıl oldu ki, son 100 yılın en kaotik, en zor, en bilinmez ve en çaresiz yılı oldu tüm insanlığa. Bir mikroorganizma, insanlık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl olduğu gibi, 2020 yılı da başladığında tüm dünya yeni umutlar beklentisi içerisindeydi. Hiç kimse (insanlık tarihi açısından), yaşadığı yıllar içerisindeki en zor yılın 2020 yılı olacağını bilemezdi.<br />
2020 yılı öyle bir yıl oldu ki, son 100 yılın en kaotik, en zor, en bilinmez ve en çaresiz yılı oldu tüm insanlığa. Bir mikroorganizma, insanlık tarihinin en son teknolojilik imkanlarına rağmen, tüm insanlara bilinmezliği ve çaresizliğe sevk etti ve adeta diz çöktürdü.<br />
1 Yıllık Covid-19 bilançosu çok ağır, 1.414.925 kişi yaşamını yitirdi ve dünyada Covid-19 vaka sayısı 60 milyonu geçti. 41.556.897 kişi ise sağlığına kavuştu. Ölüm oranı ise korkunç %3,4.</p>
<p>Bu rakamın şunu ifade ediyor. Dünya da 7 Milyar 594 Milyon insan yaşıyor ve tamamı efekte olsa %3,4 ölüm oran göre, 258.559.739 insan hayatını kaybedebilir.<br />
Diğer taraftan, bir de bu pandeminin ruhsal etkileri var. Kaygılar, tasalar, bilinmezlik, umutsuzluk ve sabırsızlıklar, insanlarda gözle görülebilen en belirgin belirtiler oldu. Sadece insanın değil, yeryüzündeki bütün canlıların davranışlarını yöneten asıl itici güç hayatta kalma duygusudur, bu duygu tüm kararlarımıza, tüm davranışlarımıza sirayet etti.<br />
Öyle ki, Kelebek etkisi dediğimiz Kaos teorisi ile yüzleştik. Bildiğiniz gibi Edward Norton Lorenz&#8217;in bu kaos teorisi “bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine sebep oluyor”.<br />
Maske, Mesafe ve Temizlik önlemleri titizlikle uygulanmayınca, başlayan ikinci salgın dalgası tüm insanları tekrar çaresizliğe ve hükümetleri de kısıtlama önlemlerine itti.<br />
Elbette kısıtlamaların doğurduğu ekonomik darboğaz, birçok şeyi imkansız kılıyor ve hayatta kalma iç güdüsü ile ön görülmez davranışlar sergilememize sebebiyet verebiliyor. Elbette bu süreçte tüm insanların sakinliğe, önlemlere titizlikle uymaya ve geleceğe umutla bakması gerekiyor.<br />
Yoksa karşımıza kırılan kalpler, bozulan ilişkiler, boşanan – ayrılan çiftler, küsen eş – dost – akraba ve ayrışan insanlar çıkacak. Bu tamiri imkansız hatalar yapmamıza sebepler de doğurabilir. Burada empati ve merhamet duygusu ön plana çıkmalı.<br />
Netice de “iyi ya da kötü insan yoktur, yalnızca koşullar vardır”. Bunun farkına varmak hepimiz için çok önemli. Yoksa gerçekten insanlık tarihinde en zor yıllarından birinden geçiyoruz. 100 yılda bir görülebilen bir felaket ile karşı karşıyayız ve bu ne film, neden bir roman.<br />
Gerçeklerle yüzleşmek zorundayız; Hayatımızın kilometre taşlarındaki zorluklardan sadece bir tanesini ile karşı karşı kaldığımızı bilmemiz gerekiyor.<br />
Neticede dünya kocaman bir sınav alanı ve biz kusurlu insanlarda, bu kocaman dünyanın küçücük öğrencileriyiz. Hatalar yapacağız, hatalarımız görüp düzelteceğiz. Sonra tekrar başka başka hatalar yapacağız, çünkü bu bizi insan yapıyor.<br />
Burada önemli olan telafisi olmayan hatalardan uzak durmak, nihayetinde günümüz pandemi dönemi koşulları zorlu ve bu zorlu koşullar bizi iyi veya kötü insan yapmaz. Bu zorlu durum bizi az hatalı ve çok hatalı insan yapabilir.<br />
Bir kumaşı on defa ölçmek, bir defa kesmek lazım, yoksa on defa keser, bir kere ölçersek, o kumaştan hiçbir şey olmaz. Tamiri mümkün olmayacak şekilde kalpleri kırmamak, ilişkileri bozmamak lazım.<br />
Geçtiğimiz bu zor dönmede hem ülkemiz hem de insanlık için en büyük temennim, en az hasarlı bu zorlu dönemi atlatmak olacaktır. Yüce rabbim bizlere, sabır, sadakat, merhamet ve empati versin.<br />
Ve lütfen maske, mesafe, temizlik kurallarına azamı ölçüde uyalım…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karabağ ‘da Neler Oluyor!</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2020/10/17/karabag-da-neler-oluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2020 13:41:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=133170</guid>

					<description><![CDATA[Dağlık Karabağ veya kısaca Karabağ, 1923&#8217;te Sovyetler Birliği&#8217;nin Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içinde kurduğu özerk bölge (oblast)’dir ve Karabağ sorunu Sovyetler Birliği zamanında Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti&#8217;ne bağlı Dağlık Karabağ Özerk Bölge&#8217;nin Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti&#8217;ne bağlanmasını isteyen Ermeniler ile bunu kabul etmeyen Azerbaycan Türkleri arasında başladı. Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasından hemen sonra Karabağ’da ilk savaşı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dağlık Karabağ veya kısaca Karabağ, 1923&#8217;te Sovyetler Birliği&#8217;nin Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içinde kurduğu özerk bölge (oblast)’dir ve Karabağ sorunu Sovyetler Birliği zamanında Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti&#8217;ne bağlı Dağlık Karabağ Özerk Bölge&#8217;nin Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti&#8217;ne bağlanmasını isteyen Ermeniler ile bunu kabul etmeyen Azerbaycan Türkleri arasında başladı.<br />
Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasından hemen sonra Karabağ’da ilk savaşı patlak verdi. Bu topraklarda Ermeni nüfusunun fazla olduğunu ve tarihsel geçmişi olduğunu iddia eden Ermenistan, bağımsızlık için referandum düzenleyip bağımsızlık kararı almasıyla başladı.<br />
İki toplum arasında meydana gelen karşılıklı çatışmalar ve sokak gösterileri Azerbaycan ile Ermenistan arasında büyük bir gerilim yaratmış ve yüzbinlerce kişi bu tartışmalar sonrasında yaşadığı topraklardan göç etme durumunda kalmıştır.<br />
Ermenistan&#8217;da yapılan ve 40.000 kişinin katıldığı iddia edilen gösteri sonrasın da Azerbaycan toprağı olan Karabağ&#8217;ya Ermenistan&#8217;ın saldırması sonucu ilk sıcak çatışmaları başlamış ve savaşa dönüşmüştür. Şubat 1988 – Mayıs 1994 tarihleri arasında süren bu savaşta 20 binden fazla insan ölmüş 50 binden fazla insan ise yaralanmıştır.<br />
Peki Ermenistan neden Karabağ’da hak iddia ediyor?<br />
Dağlık Karabağ Ermeni tarihçiler tarafından M.Ö. 2. yüzyılda Ermen devleti tarafından ermeni topraklarına katıldığı iddia edilmektedir. Fakat tamamen dağlık bir bölge olan arazinin fethi mümkün görülmemektedir.<br />
Tartışmalı bir tarihi kaynaklardan başlayarak bölgenin ismini bile kendilerinin (Artsah/Arsak) koyduğunu iddia ederek, hak iddia eden yaklaşık 3 Milyonluk Ermenistan, arkasına bir ülke olmadan böyle cesurca hareket edemeyeceği açıktır. Peki Ermenistan bu cesareti nereden alıyor?<br />
Öncelikle Rusya ile başlayalım…<br />
Rusya onlarca yıldır Ermenistan’da silahlı güçlerini bulundurarak Ermenistan korumaktadır. Özellikle Ermenistan – Türkiye sınırında Rus askeri üstleri vardır. Bu da Türkiye’ye karşı Ermenistan’ı dokunulmaz yapmaktadır. Türkiye’den bir saldırı gelmeyeceğini kanaat getiren Ermenistan, Fransa ile de kurduğu ittifakla 10 Milyon Azerbaycan’a kafa tutmaktadır.<br />
Fransa global güç olma sabasıyla her platformda Türkiye’nin karşısında yer almaktan çekinmemektedir. Cezayir, Lübnan, Akdeniz derken, Ermenistan – Azerbaycan savaşında da tıpkı Yunanistan’a yaptığı gibi Türkiye’ye karşı Ermenistan’a cesaretlendirmektedir. Amaç birden çok cephe ile Türkiye’yi zayıflatmaktır.<br />
Peki ya diğer ülkeler, elbette biri de Yunanistan dersek buna hiç kimse şaşırmaz. Ama burada şaşırtıcı bir taraf ülke daha var. Peki kim?<br />
Bu ülke kendince haklı sebepleri olduğunu düşünen İran’dır. İran bölgede güçlü Bir Azerbaycan istememektedir. Çünkü İran nüfusunun 50’si Azerbaycan Türküdür. Ayrıca Türkiye – Azerbaycan ve İran Türklerinin birlikteliğini İran için büyük tehdit olarak görmektedir. Bölgedeki Türk nüfusunun çoğunluğu ve olası bir birliktelik İran’ın korkulu rüyasıdır.<br />
Arkasında Rusya, Fransa, Yunanistan, İran’ı alan Ermenistan, Azerbaycan’a saldırarak kendince daha fazla işgalle topraklarını büyütmeyi düşünmektir. Ama bu oyunu bozan Azerbaycan – Türkiye ortaklığı oldu. Özellikle son yıllarda yenilenen ve millileşen silahlarıyla daha da güçlene Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri ile yaptığı iş birliği bütün şer odaklarının planlarını tarumar etti.<br />
Diğer önemli bir konu Ermenistan’ın Rusya’ya karşı Avrupa ile başlayan birlikteliği. Bu Rusya’nın hiç hoşuna gitmedi ve Ermenistan acısından dengeleri alt üst etti ve Rusya ciddi anlamda Ermenistan’a kızgın.<br />
Rusya’nın desteğini ciddi anlamda zedeleyen, Dağlık Karabağ’daki cephelerde istediğini elde edemeyen ve geri çekilen Ermenistan, bu seferde haince, namertçe ve korkakça bir hamleye girişti.<br />
Azerbaycan’da panik havası yaratmak için sivil halkın olduğu şehirlere saldırılar düzenlemeye başladı. Bu terör zihniyetli Ermeni hükümeti, çocuk, kadın, yaşlı demeden sivil insanları öldürmekten çekinmedi. İnsanlık suçu işleyen Ermenistan’a “Demokratik, Moderne, Gelişmiş” ülkeler ise ya sessiz kalmakta ya cılız ses çıkartmakta ya da ateşkes önermekteler.<br />
Oysa zaten Azerbaycan toprağı olan ve 30 yıldır işgal altında olan Türk topraklarında barış ancak Ermenistan geri çekilirse mümkündür. Bu Azerbaycan için bağımsızlık mücadelesidir ve haklı davasında emin adımlarla ilerlemektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunanistan Ne İstiyor!</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2020/08/12/yunanistan-ne-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2020 05:43:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=124623</guid>

					<description><![CDATA[Tüm dünyada olduğu gibi Avrupa’da radikal milliyetçi siyasi söylemler aldı başını gidiyor. Gün geçmiyor ki, bir devlet başka bir devletin karşısında, sırf doğumdan kaynaklı sebeplerden ötürü kendi milletini üstün görüp, iç kamuoyuna sözde gurur okşayıcı söylemlerde bulunuyor ve adımlar atıyor. Biz bunlara nicedir aşınayız! Çünkü bizim yanı başımızda &#8220;Avrupa&#8217;nın şımarık çocuğu&#8221; unvanlı Yunanistan var. Sahne &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada olduğu gibi Avrupa’da radikal milliyetçi siyasi söylemler aldı başını gidiyor. Gün geçmiyor ki, bir devlet başka bir devletin karşısında, sırf doğumdan kaynaklı sebeplerden ötürü kendi milletini üstün görüp, iç kamuoyuna sözde gurur okşayıcı söylemlerde bulunuyor ve adımlar atıyor.<br />
Biz bunlara nicedir aşınayız!<br />
Çünkü bizim yanı başımızda &#8220;Avrupa&#8217;nın şımarık çocuğu&#8221; unvanlı Yunanistan var. Sahne çok bildik, rahmetli Kemal Sunan’ın baş rolünde oynadığı Posun Paşa filmindeki “Küçük Enişte” karakteri gibi…<br />
Öyle ki boyuna, posuna, cebindeki parasına bakmadan her fırsatta Türkiye’ye kafa tutmaya çalışıyor.<br />
Peki Yunanistan ne istiyor?<br />
Yunanistan öncelikle Adaları silahlandırmak, adaların karasularını 12 deniz miline çıkartmak, son olarak da Ege ve Doğu Akdeniz tek hak sahibi olmak!<br />
Peki Yunanistan haklı mı?<br />
Öncelikle Ege Adalarının silahlandırılması ile başlayalım;<br />
1) 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması ve 1947 yılında imzalanan Paris Antlaşması gereğince Yunanistan tarafından Limni, Semadirek ve Doğu Ege Adaları (Midilli, Sakız, Sisam, Nikarya) ile On İki Ada&#8217;da (Stompalya, Rodos, Kalki, Skarpanto, Kasas, Piskopis, Misiros, Kalimnos, Leros, Patmos, Lipsos, Sömbeki, İstanköy ve bağlantısı olan adalar ile Meis Adası) Kolluk Kuvvetleri dışında silahlı kuvvet bulundurulmaması ve tahkimat yapılmaması hükme bağlandı.<br />
Yani Yunanistan adaları hukuk tanımaz bir şekilde silahlandırıyor.<br />
Adaların karasularını 12 deniz miline çıkartmak;<br />
2) Peki bu durum uluslararası hukuk bakımından meşru mudur? Her ne kadar 1982 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi’nden adaların kıta sahanlığını hakkı bulunduğu sonucu çıkıyor ise de bu durum birtakım koşullara bağlı.<br />
Peki nedir bu koşullar? Burada kısas çok nettir,<br />
BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, devletin tüm ülkesinin adalardan oluşması durumunda (Örnek Malta, Japonya vs.) takımada rejimi çerçevesinde adaların deniz yetki alanı oluşturma hakkı bulunduğunu kabul etmiştir.<br />
Dolayısıyla aynı zamanda kara ülkesi olan bir devletin adalarının deniz yetki alanlarına sahip olması, uygulanabilecek bir kural değil.<br />
Uluslararası Adalet Divanı’nın birçok kararında ortaya çıktığı üzere, kıta ülkesinin doğal uzantısında bulunan adaların kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hakları bulunmamakta.<br />
Üstelik bu hususu Yunanistan hükümeti de kabul etmiş ve İtalya ile yaptığı Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Anlaşmasında İyon denizinde egemenliği Yunanistan’a ait adalar için bu yönde bir talep ortaya koymamıştır.<br />
Yani Yunanistan adaların karasularını 12 deniz milin çıkarmak iddiasını sadece Türkiye’nin aleyhine olan adalar için istiyor.<br />
Ada ülkesi olmayan Yunanistan, adaları bahane gösterip Türkiye’yi sahillerine hapsedemez bu net.<br />
Doğu Akdeniz meselesine gelince,<br />
Ege ve Akdeniz Yunanistan’ın Karasuları sahanlığında dışında olan irili ufaklı adalar, deniz yetki alanlarını genişletmez. Ege denizi Yunanistan ve Türkiye ile yarı yarıya paylaşılır.<br />
Doğu Akdeniz’de ise Türkiye’nin toprakları daha çok olduğu için karasuları daha geniş ve o bölgede en çok söz hakkına Türkiye sahiptir.<br />
Maalesef günümüz dünyasında “Adalet güçle sağlanabiliyor”, gücü olmayanın adaleti sağlaması mümkün olmuyor.<br />
Çok şükür ki artık güçlü bir Türkiye var.<br />
Güçlü Türkiye için ise Ege ve Doğu Akdeniz (Mavi Vatan) egemenlik meselesidir ve söz konusu egemenlik olunca Türk milleti asla geri atmaz…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgürlük Sembolü Ayasofya!</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2020/07/10/ozgurluk-sembolu-ayasofya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jul 2020 16:01:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=121020</guid>

					<description><![CDATA[Ayasofya Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında İstanbul&#8217;un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine bazilika planlı bir patrik katedral olarak 5 yılda inşa ettirilmiştir. Ayasofya’nın inşaatında yaklaşık 10.000 işçinin çalıştığı ve I. Justinianus&#8217;un bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir. Bu çok eski binanın bir özelliği, yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayasofya Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında İstanbul&#8217;un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine bazilika planlı bir patrik katedral olarak 5 yılda inşa ettirilmiştir.<br />
Ayasofya’nın inşaatında yaklaşık 10.000 işçinin çalıştığı ve I. Justinianus&#8217;un bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir. Bu çok eski binanın bir özelliği, yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır.<br />
Ayasofya adındaki &#8220;aya&#8221; sözcüğü &#8220;kutsal, azize&#8221;, “sofya” sözcüğüyse herhangi bir kimsenin adı olmayıp Eski Yunancada “bilgelik” anlamındaki “sophos” sözcüğünden gelir. Dolayısıyla “Aya Sofya” adı “Kutsal Bilgelik” ya da &#8220;İlahî Bilgelik” anlamına gelmektedir.<br />
15 yüzyıl boyunca ayakta duran bu yapı sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yer alır ve büyük kubbesiyle Bizans mimarisinin bir simgesi olmuştur. Ayasofya dünyanın en uzun süreyle (15 yüzyıl) ibadet yeri olmuş yapılarından biridir.<br />
1453 yılında İstanbul&#8217;un Osmanlılar İmparatorluğu tarafından fethedilmesinden sonra Padişah Fatih Sultan Mehmet Han tarafından camiye dönüştürülmüş ve 482 yıl boyunca (1935 yılından 2020 yılına kadar müze olarak hizmet vermiştir) hizmet vermiştir. 1453’te kilise camiye dönüştürüldükten sonra Fatih Sultan Mehmet’in gösterdiği hoşgörüyle mozaiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmemiş (içermeyenlerse olduğu gibi bırakılmıştır), yalnızca ince bir sıvayla kaplanmış ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozaikler, bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabilmiştir. Ünlü mimar Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir.<br />
Ayasofya, diğer eski Ortodoks kiliseleri gibi geleneksel olarak Kudüs’e yönelik olarak inşa edildi. Diğer eski Ortodoks kiliselerinin absidinin ekseni inşa edildiğinde tam olarak Kudüs yönünü göstermekteydi. (İstanbul’a nazaran Kudüs yönü ile Mekke yönü arasında pek büyük olmayan birkaç derecelik bir fark bulunmaktadır). Bu yüzden İstanbul’da camiye çevrilen kiliselerde kıble yönünü göstermek üzere kilisenin absidi içine yapılan mihrap absidin iyice sağına inşa edilirdi.<br />
Fakat Ayasofya’da mihrap apsitin çok sağına değil, hafifçe sağına inşa edilmiştir. Çünkü Ayasofya binası tam olarak olması gereken yönde değildir, yani hafifçe Mekke yönüne doğru bir kayma göstermektedir. Bu bir yapım hatası olamayacağına, binanın zaman içerisinde, tektonik hareketlerden dolayı hafifçe bir kayma geçirmiş olması bilimsel olarak açıklanmaktadır.<br />
Diğer taraftan halk arasında, dört büyük melekten olan olan Cebrail (AS)&#8217;in parmağıyla Ayasofya’yı çevirdiğine ilişkin bir inanış mevcuttur.<br />
1934 Yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Camiden Müzeye dönüştürülen yapı, Türk halkı tarafından kanıksanmamış ve camiye dönüştürülmesi için çabalar gösterilmiştir.<br />
Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği tarafından, Ayasofya’nın tekrar cami olarak hizmet vermesi için 2016&#8217;da üçüncü kez Danıştay&#8217;a dava açıldı ve bugün sonuçlanan davada Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya&#8217;nın, statüsü muhafaza edilerek, hukuk düzeninde güvence altına alınan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz mazbut vakıf niteliğindeki Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’nın mülkiyetinde olduğu kaydedildi.<br />
&#8220;Vakıf senedinin, hukuk kuralı etki değer ve gücünde olduğu, vakfedilen taşınmazın vakıf senedindeki niteliğinin ve kullanım amacının değiştirilemeyeceği, bu hususun tüm gerçek tüzel kişiler kişilerle birlikte davalı idare için de bağlayacı olduğu kuşkusuzdur&#8221; denilerek, Ayasofya&#8217;nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti.<br />
Ayasofya, sayısız mimari özelliklerinden ve dini sembol olmasının yanı sıra aynı zamanda özgürlük ve Fethin sembolü olmuştur. Türk kamuoyunun gözünde Özgürlük ve Bağımsızlık sembolüne dönüşen, irademiz dışında müzeleştirilen Ayasofya’nın, tekrar ibadete açılması Fetih hakkımızdır.<br />
Türkiye, egemen ve tam bağımsız bir devlet olarak, kadim tarihine ve değerlerine sahip çıkarak, başkalarının değil aziz Türk milletini dinlemiş ve isteğini yerine getirmiştir.<br />
Bugün Ayasofya sadece İstanbul’un değil özgürlüğün de sembolü olmuştur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Libya’da Neler Oluyor!</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2020/07/05/libyada-neler-oluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2020 11:09:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=120353</guid>

					<description><![CDATA[1969 yılında Libya Kralı İdris&#8217;e karşı yaptığı darbe ile iktidara gelip, 2011&#8217;e yılına kadar Libya’yı “demir yumrukla” yöneten Muammer Kaddafi’nin, 2011 yılında Arap Baharı halk hareketiyle devrilmesi sonrasında ilk kez demokrasi ile yönetilmeye başlandı. Ta ki 2014 yılında Libya topraklarını ve petrolünün kontrolünü isteyen rakip gruplar arasında çıkan çıkar çatışmasına kadar. Birçok grubun olduğu bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1969 yılında Libya Kralı İdris&#8217;e karşı yaptığı darbe ile iktidara gelip, 2011&#8217;e yılına kadar Libya’yı “demir yumrukla” yöneten Muammer Kaddafi’nin, 2011 yılında Arap Baharı halk hareketiyle devrilmesi sonrasında ilk kez demokrasi ile yönetilmeye başlandı.<br />
Ta ki 2014 yılında Libya topraklarını ve petrolünün kontrolünü isteyen rakip gruplar arasında çıkan çıkar çatışmasına kadar. Birçok grubun olduğu bu iş savaşta öne çıkan ismi General Halife Hafter oldu.<br />
Fransa ile yaptığı ittifakla, Libya Meşru Hükümetini devirme planları yapan Hafter, Türkiye devreye girmese neredeyse bu planında başarılı oluyordu.<br />
Ülkeler için enerji yıllar boyunca stratejik bir öneme sahip olduğundan Libya’nın gerek topraklarında gerekse karasularındaki enerji yatakları birçok ülkenin “ağzını sulandırıyor”.<br />
Özellikle Fransa ve Rusya bu kaynaklara ulaşmakta son derece kararlı ve o yüzden Hafter’i destekliyorlar. İki güçlü devletin desteğini alan darbe yanlısı güçleri, aslen Türk kökenli de olan Mevcut Libya Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı ve Başbakanı Fayiz es-Serrac’ın stratejik hamlesi durdurdu.<br />
Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım 2019&#8217;da imzalanan deniz yetki alanları sınırlandırmasına dair mutabakat muhtırası, Doğu Akdeniz&#8217;deki diğer ülkelerin tepkisini çekse de çok başarılı bir hamle olarak tarihe not düşecek gibi görünüyor.<br />
Arkasından da Libya&#8217;daki Ulusal Mutabakat Hükümeti, &#8220;Trablus&#8217;ta savaş tırmanırsa Türkiye&#8217;den askeri destek isteyeceğiz&#8221; açıklaması yaptı ve sonrasında resmi davet geldi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesi ile ilgili, “Biz davet edildiğimiz yere gideriz. Davet edilmediğimiz yere gitmeyiz. Şu anda da böyle bir davet olduğuna göre icabet ederiz” dedi ve Libya’da “Kartlar yeniden dağıtıldı”.<br />
Türkiye’nin Libya’ya gönderdiği Türk Ordusunun özellikle Türk Hava Kuvvetleri unsurları IHA ve SIHA ile ciddi başarılar elde etmesi, Hafter güçlerinin ilerlemesi önce durdu sonra geri çekilmesini sağladı.<br />
Türkiye’nin Libya’daki beklentisi açıktır. Meşru es-Serrac Hükümetinin devamı ve demokrasi ile tanışan Libya’nın istikrarı.<br />
Fransa’nın durumu ise daha karışık, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bir taraftan Hafter ile bir araya gelmesi yani onu desteklemesi, klasik sömürgeci Fransız imparatorluğu zihniyetinin işaret ederken, diğer taraftan Macron&#8217;un &#8216;Fransa Hafter&#8217;i desteklemedi&#8217; açıklaması da İngiltere eski Başbakanı Winston Churchill “İngiltere&#8217;nin daimi dostları ve düşmanları yoktur. Daimi çıkarları vardır” açıklamasını akla getirdi.<br />
Burada kazana kim olacak dersek, tabi ki gönül, insanlığın ve dolayısıyla Kaddafi sonrası huzura kavuşamayan Libya’ya halkının kazanmasını istiyor ve bu kolay olmayacak. Fakat Türk Ordusu destekli Libya Meşru Hükümetinin adım adım zafere ulaşacağını düşünüyorum.<br />
Yine de Türk Hükümetinin attığı her adımı, satranç hamleleri gibi taktiksel ve 3-4 hamle sonrası ön görülecek şekilde atılmalı. Bu süreçte elbette Doğu Akdeniz&#8217;deki enerji kaynakları, iki dost ülke Türkiye ve Libya’ya yararına olacaktır.<br />
Türkiye sadece bölgesinde de değil eski tabalarında da güçlü olmaya devam ettiği sürece dünya sahnesinde yeniden söz sahibi olacaktır. Bunun için sabır, vizyon ve basiret lazım ve tüm bunlar Türk devletinde var.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’da demokrasi kazandı!</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2019/06/25/istanbulda-demokrasi-kazandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2019 12:55:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KENT HABERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=74287</guid>

					<description><![CDATA[Demokrasi, insanların eşit hakka sahip olduğu bir tür yönetim biçimidir. Bu devlet yönetimi de olabilir, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşlar da olabilir. Türkiye demokrasi ile yönetilen ülkeler arasında müstesna bir yere sahiptir. Çünkü Türkiye bulunduğu coğrafya itibariyle çok kültürlüğe alışkın, kozmopolit, çok renkli, farklı fikir ve düşüncelerin bolca olduğu düşünce zengini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Demokrasi</strong><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">, insanların eşit hakka sahip olduğu bir tür yönetim biçimidir. Bu devlet yönetimi de olabilir, üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı diğer sivil kurum ve kuruluşlar da olabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;"><strong style="font-style: inherit;">Türkiye</strong> demokrasi ile yönetilen ülkeler arasında müstesna bir yere sahiptir. Çünkü <strong style="font-style: inherit;">Türkiye</strong> bulunduğu coğrafya itibariyle çok kültürlüğe alışkın, kozmopolit, çok renkli, farklı fikir ve düşüncelerin bolca olduğu düşünce zengini bir ülkedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Bu zenginlik, <strong style="font-style: inherit;">Türk</strong> milletine tarihinin farklı zaman tünellerinde nice kadim kararlar aldırmış, ülkeler fethet ettirmiş, dünyaya hükmettirmiştir. Bu aziz millet, aldığı her kararın arkasında geleceğe umutla bakmaya bilmiş, karanlıklardan aydınlığa çıkmasını da iyi bilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">31 Mart <strong style="font-style: inherit;">Türkiye</strong> yerel seçimlerinde <strong style="font-style: inherit;">İstanbul</strong>’da yapılmış birtakım usulsüzlükler neticesinde yenilene İstanbul seçimlerinde <strong style="font-style: inherit;">Türk </strong>milleti 24 yıllık zihniyet farkına gitmiş ve <strong style="font-style: inherit;">Cumhuriyet Halk Partisi</strong>’nin İstanbul’u yönetme, <strong style="font-style: inherit;">Adalet ve Kalkınma Partisi</strong>’ni de denetleme görevi vermiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Burada halkın verdiği mesaj çok açıktır. Uzun yıllardır yönetimden uzak sadece muhalefet konumunda olan <strong style="font-style: inherit;">CHP</strong>’ye buyurun ‘<strong style="font-style: inherit;">sahne sizin</strong>’ demiştir. <strong style="font-style: inherit;">AK Parti</strong>’ye de İstanbul parlamentosunu vererek ‘<strong style="font-style: inherit;">yönetimden uzak durma, denetle</strong>’ mesajı vermiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Aslında kazanan demokrasi oldu. On yıllardır kaybedilen her seçimde sandıkta antidemokratik iddialarda bulunanalar, kazandıklarında halkın kararına işaret ettiler.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Oysa her seçimde <strong style="font-style: inherit;">Türkiye</strong>’de halkın oyu sandığa yansımaktadır. Umarım bundan sonra da kaybeden partiler, kazanan partileri tebrik eder (Tıpkı bugün olduğu gibi).</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Tabi <strong style="font-style: inherit;">İstanbul </strong>seçimlerinin parlayan yıldızı düne kadar “<strong style="font-style: inherit;">no name</strong>” olan <strong style="font-style: inherit;">Ekrem İmamoğlu</strong> oldu. 23 Haziran seçimlerinde gösterdiği performans ile İstanbul seçmenlerin teveccühüne mazhar olan <strong style="font-style: inherit;">İmamoğlu</strong>, umarım yaptığı bazı hataların farkına varır ve <strong style="font-style: inherit;">Türk</strong> siyasetine yeni bir soluk getirir.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Uzun yıllardır <strong style="font-style: inherit;">Cumhuriyet Halk Partisi</strong>’inde eksik olan kemik oy dışında oy alabilecek insan profili, <strong style="font-style: inherit;">İmamoğlu</strong> ile son bulmuş oldu. Merhum <strong style="font-style: inherit;">Bülent Ecevit</strong>’den sonra ilk defa bir kişi <strong style="font-style: inherit;">CHP</strong>’nin kemik oyu dışında oy almış oldu. Tabi burada yapılan ittifaklarında payı büyük oldu.  </span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Ben <strong style="font-style: inherit;">İmamoğlu</strong>’una birkaç şehr koymuş biri olarak yaptıklarını dikkatle takip edeceğim.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Kaybeden aday olan <strong style="font-style: inherit;">Türkiye Cumhuriyeti</strong>’nin son Başbakanı <strong style="font-style: inherit;">Binali Yıldırım</strong>’ın performansını, samimiyeti ve dürüstlüğünü ben çok beğendim. Tam bir devlet adamı olan <strong style="font-style: inherit;">Yıldırım</strong>’ın, “<strong style="font-style: inherit;">No Name</strong>” İmamoğlu karşısında kaybetmesini sadece <strong style="font-style: inherit;">Binali Yıldırım</strong>’a bağlamak lazım.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Burada alınacak çok mesaj var ve umarım <strong style="font-style: inherit;">AK Parti</strong> bu mesajlardan payına düşeni alır.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Seçimlerin kazananının her zaman olduğu gibi <strong style="font-style: inherit;">Türk </strong>milleti oldu ve <strong style="font-style: inherit;">İstanbul</strong>’da yine Demokrasi Kazandı. Önümüzdeki yıllarda bu seçimlerinin mesajı ve sonuçları çok daha iyi yorumlanacaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Umarım <strong style="font-style: inherit;">İmamoğlu</strong>’da göz bebeğimiz <strong style="font-style: inherit;">İstanbul</strong>’umuzu iyi yönetir, çünkü kaybedecek 5 yıl değil, 1 saniyemiz bile yok.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>4 Büyükşehir de hangi adaylar daha şanslı?</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2019/02/04/4-buyuksehir-de-hangi-adaylar-daha-sansli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Feb 2019 12:50:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KENT HABERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=56277</guid>

					<description><![CDATA[31 Mart da yapılacak olan yerel seçimlere 2 aydan daha az bir süre kalmışken Türkiye’nin 4 büyük şehrinin Belediye Başkan adaylar netleşti. Nüfus yoğunluğuna göre giderek adayların kısaca tanıyalım ve şanslarını değerlendirelim. Bilindiği gibi AK Parti ile MHP Cumhur ittifakı ile CHP ve İYİ Parti de bazı şehirlerde Millet ittifakı yaptı. İstanbul’dan CHP’nin açıkladığı Millet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>31 Mart da yapılacak olan yerel seçimlere 2 aydan daha az bir süre kalmışken <strong>Türkiye</strong>’nin 4 büyük şehrinin Belediye Başkan adaylar netleşti.</p>
<p>Nüfus yoğunluğuna göre giderek adayların kısaca tanıyalım ve şanslarını değerlendirelim. Bilindiği gibi <strong>AK Parti</strong> ile <strong>MHP</strong> Cumhur ittifakı ile <strong>CHP</strong> ve <strong>İYİ Parti</strong> de bazı şehirlerde Millet ittifakı yaptı.</p>
<p><strong>İstanbul</strong>’dan <strong>CHP</strong>’nin açıkladığı Millet ittifakının adayı <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>, Aslen <strong>Trabzon</strong>Akçaabat&#8217;lı, 2009’da <strong>CHP</strong>Beylikdüzü İlçe Başkanı olan İmamoğlu 30 Mart 2014 Yerel Seçimlerinde Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildi ve şu an da Beylikdüzü Belediye Başkanı olarak görev yapmakta.</p>
<p>AK Parti <strong>İmamoğlu</strong>’nun karşısına uzun bir süreçten sonra beklenildiği gibi çok güçlü bir aday çıkarttı. <strong>Türkiye</strong>&#8216;nin 27. ve son başbakanı ve 28. Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı olan <strong>Binalı Yıldırım</strong>, özellikle 2002 – 2016 yılları arasında Ulaştırma Bakanı iken yıldızını parlattı.</p>
<p>Dünya da tanınırlığı ve saygınlığı olan <strong>Yıldırım</strong>’ın karşısında <strong>İmamoğlu</strong>’nun ismi sönük kaldı. Performansı merak konusu olan <strong>İmamoğlu</strong>’nun beklentilerin altında kaldığını şimdiden söyleyebilirim.</p>
<p>Görünen o ki, <strong>İmamoğlu</strong> kendisinin değil daha çok partisini oylarını alacak gibi. <strong>Yıldırım</strong> ise tam tersi Cumhur ittifakı dışından da oy alabilme potansiyeline sahip. Bugün itibariyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığın da <strong>Binali Yıldırım</strong> açık ara favori görüyorum.</p>
<p><strong>Ankara</strong> da ise durum ise daha dengeli gözüküyor. 2014 yerel seçimlerinde %1’lik bir farkla kaybeden, eski Beypazarı belediye başkanı ve avukat <strong>Mansur Yavaş</strong> Millet İttifakın <strong>Ankara</strong> adayı oldu.</p>
<p>Karşısında ise 17 yıl <strong>Kayseri</strong> Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Çevre ve Şehircilik eski Bakanı <strong>Mehmet Özhaseki</strong> gibi marka bir isim var. <strong>Ankara</strong>’daki sonucu Milletçi oylar belirleyecek gibi. <strong>Mansur Yavaş</strong>1 tık önde gözüküyor.</p>
<p><strong>İzmir</strong> CHP’nin kalesi ve Millet ittifakının adayı <strong>Seferihisar</strong> belediye başkanı <strong>Tunç Soyer</strong>. Kişisel Donanımı ve <strong>İzmir</strong>’in CHP’nin kalesi olması <strong>Soyer</strong>’in avantajıyken, 12 Eylül 1980 darbesinin mimarlarından kabul edilen dönemin askeri savcısı Albay <strong>Nurettin Soyer</strong>&#8216;in oğlu olması de en büyük dezavantajı gözüküyor.</p>
<p>Savcı <strong>Nurettin Soyer</strong>,12 Eylül dönemindehazırladığı iddianamesinde, <strong>MHP</strong>’nin kurucu başkanı ve efsane lideri <strong>Alparslan Türkeş</strong> hakkında idam cezasıyla yargılanmasını talep etmişti. <strong>Türkeş</strong>, bu davadan beraat etti fakat <strong>Nurettin Soyer</strong>&#8216;in açtığı bu dava dolayısıyla <strong>Türkeş</strong> yaklaşık beş sene hapis yattı.</p>
<p>Ayrıca <strong>Nurettin Soyer</strong>&#8216;in açtığı <strong>MHP</strong> ve ülkücü kuruluşlar davasında 5 idam ve 9 müebbet verilmiş, 221 ülkücü de 36 yıl ile 10 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmıştı.Ayrıca göz altında yapılan işkencelerden ve ölümlerden de sorumlu tutulmuştu.</p>
<p><strong>Tunç Soyer</strong>’in baba geçmişi önündeki en büyük engel gibi gözüküyor.</p>
<p><strong>Soyer</strong> karşısında Cumhur ittifakının adayı ise iki dönem ekonomi bakanlığı yapan <strong>Nihat Zeybekci</strong> var. 2004-2011 yılları arasında <strong>Denizli</strong> Belediye Başkanlığı da yapan <strong>Zeybekci</strong>’nin avantajı ittifak oyları ve Tunç Soyer’i baba geçmişi. Tıpkı Ankara’daki gibi İzmir de bıçak sırtı gözüküyor.</p>
<p>Gelelim <strong>Türkiye</strong>’nin 4. Büyük büyük kenti <strong>Bursa</strong>’ya.</p>
<p><strong>Bursa </strong>AK Parti’nin kalelerinden olan biri şehir ve CHP’nin işi hiç de kolay değil. Mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Alinur Aktaş</strong>, eski belediye başkanı <strong>Recep Altepe</strong> sonrası yaptığı küçük dokunuşlarla alkış aldı. 2004 &#8211; 2017 yılları arası <strong>İnegöl</strong> Belediye Başkanlığı da yapan <strong>Aktaş</strong>’ın en büyük avantajı tasarruf çalışmaları ve küçük dokunuşlarla Bursa trafiğine biraz nebzede olsa nefes aldırması oldu.</p>
<p>Karşısında ise 19 yıldırNilüfer Belediye Başkanı olan CHP’li <strong>Mustafa Bozbey</strong> çıktı. <strong>Bursa</strong>’nın <strong>Nilüfer</strong> ilçesindeki icraatları ile kimse tarafından devrilemeyen <strong>Bozbey</strong>’in en büyük avantajı <strong>Nilüfer</strong> geçmişi.</p>
<p>Açıkçası <strong>Bozbey</strong>’in ismi bile<strong> Bursa</strong>’yı AK Parti’den alacak yeterliği sahip gözükmüyor. <strong>Bozbey</strong>’in seçim sonucunun <strong>Şişli</strong> Belediye eski Başkanı <strong>Mustafa Sarıgül</strong>’ün, 2014 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçim sonucuna benzeyeceğini düşünüyorum.</p>
<p>Hatırlanacağı üzere <strong>Şişli </strong>ile özdeşleşen <strong>Sarıgül</strong> 2014 yerel seçimlerden <strong>Kadir Topbaş</strong>’a karşı kaybetmişti.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hoş geldin 2019!</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2019/01/11/hos-geldin-2019/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jan 2019 13:30:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KENT HABERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=55025</guid>

					<description><![CDATA[Her yeni yıl, yeni umutlar yeni başlangıçlar demek. Tıpkı geride bıraktığımız yıllarda olduğu gibi 2019’da da beklentilerimiz ziyadesiyle fazla. Türkiye’ye bulunduğu coğrafya itibariyle sorunlar yumağı içerisinde. Güneyinde Kıbrıs adası, Suriye, Irak başta olmak üzere çözülmesi gereken, ötelenmesin mümkün olmayan bir sizi sorunla mücadele ediyor. Tüm bu sorunlar yetmezmiş gibi içeride çeşitli terör örgütleri ile mücadele &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yeni yıl, yeni umutlar yeni başlangıçlar demek. Tıpkı geride bıraktığımız yıllarda olduğu gibi <strong>2019</strong>’da da beklentilerimiz ziyadesiyle fazla.</p>
<p><strong>Türkiye</strong>’ye bulunduğu coğrafya itibariyle sorunlar yumağı içerisinde. Güneyinde <strong>Kıbrıs </strong>adası, <strong>Suriye</strong>, <strong>Irak</strong> başta olmak üzere çözülmesi gereken, ötelenmesin mümkün olmayan bir sizi sorunla mücadele ediyor.</p>
<p>Tüm bu sorunlar yetmezmiş gibi içeride çeşitli terör örgütleri ile mücadele veriyor.  Diğer taratan çağdaş medeniyet seviyesine çıkmak ve hatta <strong>Avrupa Birliği</strong> standartlarına ulaşabilmek için reorganizasyonlara devam ediyor. Diğer taraftan sistem değişikliği ile birlikte yükselişe geçmek için mücadele ediyor.</p>
<p>Elbette <strong>Türkiye</strong>’nin işi hiç de kolay değil. Bu çoklu mücadelede <strong>Türk</strong> toplumun topyekûn yapması gerek elbette çok şey ama asıl görev <strong>Hükümete</strong> ve <strong>Parlamentoya</strong> ve tabi ki yere yöneticilere düşüyor.</p>
<p>Özellikle önümüzdeki seçimlerde bizlerden oy isteyen tüm yerel siyasetçilerin vereceği taahhütleri, vaatleri çok dikkatli takip edeceğiz.</p>
<p>Yeni yıl ile birlikte yeni seçimlerle yerel yöneticilerden beklentilerimiz çok fazla. Biriken, yıllara ötelenen sorunların, <strong>2019</strong> yılı ile birlikte çözülmeye başlaması en büyük temennimiz olacak.</p>
<p>Artık şehirlerimiz gelişmiş ülke şehirleri gibi olmaya başlamalı. Artık sıfır atıkların şehir kültüründe yer edinmesi, trafik kurallarına uyulması, şehir planlamasının uygulanması bir an önce başlamalı.</p>
<p><strong>Siyaset </strong>etiket, “<strong>Title</strong>” için yapılmamalı. Halka hizmet için yapılmalı. Bu siyasetçiler fedakâr ve özel kişiler olmalı. O yüzden <strong>halk</strong> kendi idarecisini seçebilmeli. Yeni sistemle yönetim bicimiz değişti ama hala <strong>parti</strong> içi demokrasinin olmadığı sadece <strong>parti</strong> genel başkanlarının işaret ettiği isimlerin aday gösterildiği ilkel tek adamlık sistemi devam ediyor.</p>
<p>Partisini başında bulunan siyasiler <strong>şehir-şehir</strong>, <strong>ilçe ilçe</strong>, sizi bu yönetsin diyerek seçmene emri vaki adaylar sunuyor.</p>
<p>Seçmen de <strong>siyasi</strong> görüşü veya sempati duyduğu <strong>partiye</strong> oy atarak tanımadığı idarecileri seçiyor. Genel başkanların kendilerine bağlılıklarına göre listelediği adaylar ise hesaplarını halka değil genel başkanına veriyor.</p>
<p>Oysa doğrudan doğruya seçmenin teveccühü işe seçilen yöneticiler hesaplarını halka vermeli. Tıpkı Vekillerde de olması gerektiği gibi.</p>
<p><strong>Partiler</strong> kanunun değişmesi ileri demokrasinin olmazsa olmazıdır. <strong>Parti</strong> içi demokrasi ile her aday adayı önce partisin delegelerin güven oyunu olacak, sonra halkın güveni kazanıp seçilecek. Görev süresinin sonunda da hesabını, kendisini aday gösteren Genel Başkana değil, doğrudan doğruya yetkiyi veren halkın kendisine verecek.</p>
<p>Her yeni yılda olduğu gibi bu yılda da hedeflerimiz hala çok çok yukarıda. Ulaşılması güç görünen o hedeflere dokunabilmek için bir adıma atmak lazım.</p>
<p>Evet çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz,evet çok birikmiş, yıllanmış sorunlarımızı var, ama bu asil millet tarihinden defalarca yaptığı gibi tekrar ayağa kalkıp dünyaya örnek olacak bir sistemi kurabilecek yeteneğe sahiptir.</p>
<p>Yeter ki isteyelim, istemek başarmanın yarısıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paris Vandalizmi!</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/12/10/paris-vandalizmi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan PATIRER]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Dec 2018 14:20:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KENT HABERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=53420</guid>

					<description><![CDATA[Fransa’da akaryakıt zamlarına karşı başlayan “Sarı Yelek” eylemleri dördüncü haftasına girerken, insanın aklına ister istemez Fransız Devrimi(veya Fransız İhtilâli 1789-1799) geliyor. Toplumlar memnun olmadıkları yöneticilerinin bir davranışını, bir uygulamasını, bir düşüncesini, haksız, gereksiz, yersiz, bularak karşı çıkarak ve bunu protesto eylemleriyle belirtme yoluna giderler. Fransız halkı da akaryakıt zammıyla başlayan ve hayat şartlarının zorluklarını da &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fransa</strong>’da akaryakıt zamlarına karşı başlayan “<strong>Sarı Yelek</strong>” eylemleri dördüncü haftasına girerken, insanın aklına ister istemez <strong>Fransız Devrimi</strong>(veya Fransız İhtilâli <strong>1789-1799</strong>) geliyor.</p>
<p>Toplumlar memnun olmadıkları yöneticilerinin bir davranışını, bir uygulamasını, bir düşüncesini, haksız, gereksiz, yersiz, bularak karşı çıkarak ve bunu protesto eylemleriyle belirtme yoluna giderler.</p>
<p><strong>Fransız</strong> halkı da akaryakıt zammıyla başlayan ve hayat şartlarının zorluklarını da kapsayan isyanlarını günlerdir eylemlerle protesto yapıyor. Aslında yönetilenin, yöneteni eleştirmesi ve iyileştirme istemesi gayet normal ve demokratik bir davranış biçimi.</p>
<p>Fakat radikallerin <strong>Vandalizme </strong>başvurması, tartışmaları da beraberinde getiriyor. <strong>Vandalizim</strong>, yani bir insanın bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eyleminin kime ne faydası var?</p>
<p>Bazı <strong>Fransız</strong> Vandalları, haklı <strong>Fransız</strong> vatandaşlarının da haklarına zara vermekte kalmayıp, aynı sorunlardan muzdarip esnafların mallarına da zarar vermeye başlaması, protesto ettiklerinden farkları olmadığını göstermiyor mu?</p>
<p>Haklı bir davada haksız olmak için çabalamak nedendir? “<strong>Zalime</strong>” karşı ayaklanıp “<strong>Zalimlik yapmak</strong>” kime ne faydası var? Oysa haklı isteklerini vandallığa bulaşmadan da pek ala anlatabilirler.</p>
<p>Tabi birde işin perdenin arkası var. Malumunuz Fransa birçok Afrika kökenli gömenlerin ve “Fransızların” yaşadığı bir ülke. Yılların ezilmişliğinin, ötelenmişliğinin fitili akaryakıt zamlarına karşı başlayan“<strong>Sarı Yelek</strong>” eylemleriyle ateşlendi.</p>
<p>Sanıyorum bu eylemleri <strong>Fransa</strong> Hükumetinin de “şapkayı önüne koyması” gerektiğini gösterdi. Üstelik Avrupa&#8217;nın merkezin devam eden bu gösteriler, <strong>Belçika</strong> ve <strong>Hollanda</strong>’da taraftar toplamaya başladı ve bir anlamda “<strong>Arap Baharı</strong>” etkisi oluşturdu.</p>
<p>Ben yine de <strong>Fransız</strong> vatandaşlarının sağ duyularını korumalarını ve bu şekilde sağlıklı bir sonuç almalarını arzu ediyorum. Şehirlere zarar vermek vergi veren insanlarının da haklarına saygı göstermemek ve hak yemektir.</p>
<p><strong>2019 Yerel Seçimleri…</strong></p>
<p><strong>Türkiye </strong>de ise yerel seçim heyecanı var. Siyasi partiler Belediye Başkan adaylarını bir-bir açıklıyor. Her yerel seçim öncesi olduğu gibi bugün de aday olan hiçbir belediye başkanı <strong>Norveç</strong> – <strong>İsveç</strong> – <strong>Finlandiya</strong>’nin güzel şehirleri gibi şehir yapacakları vadini göremiyoruz.</p>
<p>Bu son derece üzücüdür. Hiç kimse kusura bakmasın ama bunun bendeki yansıması ise adayların son derece yetersiz olmalarıdır. Bir ülkenin yerel yöneticiler nasıl olur da kentlerini on yıllarca modern, yeşil, kentlere dönüştüremez.</p>
<p>Benim yerel yöneticilerden tek bir beklentim var. O da şehirlerini gelişmiş <strong>Avrupa</strong> şehirlerine dönüştürmeleri. 70’li yıllarda <strong>Avrupa</strong> doğmuş biri olarak bırakın 2010 yılları 70’lı yılların Avrupa kentleri bile halen hiçbir kentimizde yok.</p>
<p>Ben artık örnek şehirler görmek istiyorum. Belediye başkan adayı olan hangi “milli” siyasetçi bunu vaat ederse oyum onundur. Onun dışında masal dinlemek istemiyorum. Artık herkes yurt dışında gidip güzel şehirleri görüp geliyor. Lütfen ama lütfen artık şehircilik standartlarımız olsun.</p>
<p>Yoksa yaşanabilir Avrupa standartlarında şehirler yapmak için maalesef devşirme Belediye Başkanları ithal etmemiz gerekiğini düşüneceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
