<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fahrettin BEŞLİ &#8211; Bursa Söylem Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://www.bursasoylem.com/author/fahrettinbesli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bursasoylem.com</link>
	<description>Bursa&#039;nın hür sesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Dec 2018 10:20:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Bir Silkiniş Destanı KÖY ENSTİTÜLERİ-II</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/12/25/bir-silkinis-destani-koy-enstituleri-ii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Dec 2018 10:20:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KENT HABERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=54184</guid>

					<description><![CDATA[Neden Kuruldu? Köy Enstitüleri, yeni Türkiye Cumhuriyetinin; ihtiyacın ve çağın çok gerisinde kalmış asıl milletinin, bu açığı kapatmak üzere daha eğitimli, daha bilinçli, daha verimli, daha donanımlı olması için hayata geçirilmiş samimi ve iyi niyetli bir seferberlikti. Evveliyatında ve hayata geçirildikten ve de kapatıldıktan sonra da isnat edilen suçlamalar, niyet okumalar ve ağır ithamlar bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Neden Kuruldu?</strong></p>
<p>Köy Enstitüleri, yeni Türkiye Cumhuriyetinin; ihtiyacın ve çağın çok gerisinde kalmış asıl milletinin, bu açığı kapatmak üzere daha eğitimli, daha bilinçli, daha verimli, daha donanımlı olması için hayata geçirilmiş samimi ve iyi niyetli bir seferberlikti.</p>
<p>Evveliyatında ve hayata geçirildikten ve de kapatıldıktan sonra da isnat edilen suçlamalar, niyet okumalar ve ağır ithamlar bir hakikat ortaya koyamadı.</p>
<p>İstismar edilen dini taassup ve eğitimsizlik, bir milleti şuursuz ve istikametsiz bıraktığından en kolay yönetilebilir kalabalıklar haline getiriyordu. Bu da, gayesi bütünleşik olarak toplumsal faydadan çok; kendisi ve yakınlarından oluşan seçkin bir zümrenin menfaatlerini gözeten erkler için vazgeçilmez koşullar idi.</p>
<p>Köy Enstitüleri işte bu gidişi değiştirmek üzere; öncelikle ve özellikle köylüden başlamak üzere milleti aydınlatmak ve eğitmek amacıyla kurulmuştu.</p>
<p>***</p>
<p>Her zeminde olduğu gibi Köy Enstitüleri üzerindeki mücadele de; bir tırtıl olarak sürünerek yaşamını tamamlamak isteyenlerle, kendi ördüğü kozasının içinden yeniden doğup ömrünün kalanını bir kelebek olarak sürdürmek isteyenler arasındaki mücadele idi.</p>
<p>Bir taraf &#8220;<em>sürünmek Allah&#8217;ın bizlere takdirinin tecellisi olduğundan, bunu sadakatle sürdürmek &lt;kadere iman&gt;ın da bir gereği olmakla bir tür ibadet sayılacağında, Allah&#8217;ın takdiri ve şefaatine nail olunacağı</em>&#8221; iddiası ile her türlü değişime direnç gösteriyor.</p>
<p>Oysaki göremedikleri ve görünmez kılmaya çalıştıkları; tırtıla kendi kozasını örmesi marifetini ve o kozadan rengârenk bir kelebek olarak çıkması imtiyazını veren de yine Allah olduğu gerçeğidir.</p>
<p>Âdemoğlu&#8217;nu yaratıp, kıyamete kadar yaşamak üzere yeryüzüne salıvermesindeki Allah&#8217;ın beklentisinin; insanların kendini ve çevresini geliştirmesi, her bakımdan tekâmül etmeleri ve sürekli düşünerek iyiyi ve doğruyu bulmaları değil mi?</p>
<p>Aksi tutum ve davranışların; bu gerçeğe direnç gösterenlerin kendisinden çok başka birilerine faydası olduğunu neden idrak edemezler ki?</p>
<p>***</p>
<p>Yeni Türkiye Cumhuriyeti; muharebe meydanlarında yendiği düşman askerleri ve mütareke masalarında alt ettiği cihan devletleri gibi bir belayı daha vatan topraklarından def etmeliydi: cehalet ve feodal toplum yapısı.</p>
<p>Son yüzyıla gelindiğinde İstanbul başka Anadolu başka bir çağı yaşıyorlardı. Sarayın etrafını tutmuş idareciler ve imtiyazlılar büyük saltanat sürerlerken, Anadolu Ortaçağ karanlığında çıra ile yolunu arıyordu.</p>
<p>Nüfusun çok bölümü, kadınların ise neredeyse tamamı okuma yazma dahi bilmiyordu. Dünya sanayide, teknolojide, bilimde yepyeni bir döneme girmişken; büyük ihtiyaçları olan bir milletin kahir ekseriyeti cahil idi.</p>
<p>Birçok husustaki eksiklik eğitim konusunda çok vahim boyutlarda olmasına rağmen bir çözüm üretecek, bir reform yapacak çaba bile gösterilemiyordu.</p>
<p>***</p>
<p>Medeniyetler beşiği olan Anadolu&#8217;nun son halkının, çağın çok gerisine düşecek şekilde cahil kalmasının nedeni; Osmanlı Devletinin son demlerinde uygulanan üç alternatifle kısıtlı eğitim şekli idi.</p>
<ul>
<li>Biri medreselerde uygulanan dini eğitim,</li>
<li>İkincisi klasik Tanzimat okullarında uygulanan batılı tarzdaki eğitim,</li>
<li>Üçüncüsü de azınlık ve yabancı okullarda uygulanan milliyetçi eğitim.</li>
</ul>
<p>Bu arada 1905 yılında Osmanlı topraklarında devletin bildiği 600; bu rakamdan çok daha fazla sayıda tespit edilemeyen evlerde ruhsatsız olarak faaliyette bulunan yabancı okul vardır.</p>
<p>Bu üç alternatifle uygulanan eğitim sistemi, sürekli birbirleriyle çatışan üç ayrı görüşte bir toplum ortaya çıkardı. Bu haliyle de ne ilerlemenin ve modernleşmenin, ne de bir ulus olmanın imkânı yoktu.</p>
<p>***</p>
<p>Büyük hedefleri olan yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin; Anadolu&#8217;da okul ve öğretmen eksikliği giderilmeliydi. İlköğretimin yaygınlaştırılmalı; bunda da öncelik ve ivedilik bu imkânlara en uzak olan alanlarda olmalı idi. İşte düşünceden hareketle Köy Enstitüleri, köy çocuklarına eğitim götürmek, köyü eğitim yoluyla canlandırmak amacı ile teşekkül ettirildi.</p>
<p>Öğretmenler köylülere, hem okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak şekilde örgün eğitim verdi, hem de modern ve ilmi tarım teknikleri ile bilinmeyen tarım türlerini öğretti. Kitaba deftere dayalı öğretim sitemi yerine iş için, iş içinde eğitim yöntemi tatbik edildi.</p>
<p>Köy Enstitülerinde köy öğretmenleri yanında sağlık görevlisi, teknisyen gibi meslek elemanları da yetiştirildi. Buralarda uygulanan usta öğretici modeli, yörede işini iyi yapan ve halk tarafından sevilen meslek ustalarının istihdam edilmesiyle önemli bir başarı sağladı. Köyünden alınıp öğretmen olarak yetiştirilen çocuklar; kendi köylerine öğretmen olarak gönderildi.</p>
<p>***</p>
<p>Köy Enstitüleri iddia ve itham edildiği gibi dini müesseseleri ortadan kaldırmaya dönük &#8220;komünist&#8221; eğiticiler ve dinsiz bir nesil yetiştirme gayesi ile değil; eksik kalan bilgi ve beceriyi yerine koyarak tamamlanmış nesil yetiştirmek üzere kuruldu.</p>
<p>Köydeki imamın yerine öğretmen koymak değil; köydeki imamın yanına bir öğretmen koymak idi hedef. İman ile ilmi, mana âlemi ile maddi âlemi, inanç ile aklı yan yana getirmek ve birlikte yürümelerini sağlamak idi maksat.</p>
<p>Atatürk, İzmir konuşmasına açık ve net hali ile kafasındakini tarif etmişti: &#8220;<em>Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı şekilde bütün öğretim basamaklarındaki eğitimleri uygulamalı olmalıdır. Yurt evladı, her öğrenim basamağında, ekonomik hayatta başarılı, iz bırakan, eser sahibi olacak şekilde bilgilerle donatılmalıdır. Ulusal ahlâkımız, çağdaş esaslarla ve hür fikirlerle artırılmalı ve takviye olunmalıdır.</em>&#8221;</p>
<p>***</p>
<p>Tüm bu iyi niyetli çabalar, başka planlara ve başka hesaplara aykırı düştüğü için uzun ömürlü olamadı. Bu sebeplerle ortadan kaldırılan Köy Enstitülerinde; tarımdan marangozluğa, sağlıktan güzel sanatlara kadar geniş bir yelpazede aldıkları eğitimle aydın nesiller yetiştirerek, aydınlık bir Türkiye inşa etmek murad edilmişti.</p>
<p>&#8220;<em>Köy Enstitülerinin kurulduğu yerlere birer meçhul öğretmen anıtı dikilmeli ve her kuruluş günlerinde (17 Nisan) saygı duruşunda bulunmalıyız</em>.&#8221;  Uğur Mumcu</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VATANSEVERLİK ne(değil)dir?</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/11/07/vatanseverlik-nedegildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Nov 2018 15:07:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KENT HABERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=52014</guid>

					<description><![CDATA[Dara düştüğümüzde aklımıza düşen, günlük yaşantımızda önceliğini yitiren; doğamızda olduğu keşfedildiğinden bu yana daha çok ülkeyi yönetenler tarafından kullanılan bir husus vatanseverlik. En yakın duygu akrabası olan milliyetçilikle karıştırdığımız bu haslet, vatandaşlık kavramı ile de aynı şey olmadığı şüphe götürmez. Vatanseverlik ve milliyetçilik öncelikle doğum tarihleri itibarıyla birbirinden farklıdır. Vatanseverlik Roma döneminde, milliyetçilik ise 19. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dara düştüğümüzde aklımıza düşen, günlük yaşantımızda önceliğini yitiren; doğamızda olduğu keşfedildiğinden bu yana daha çok ülkeyi yönetenler tarafından kullanılan bir husus vatanseverlik.</p>
<p>En yakın duygu akrabası olan milliyetçilikle karıştırdığımız bu haslet, vatandaşlık kavramı ile de aynı şey olmadığı şüphe götürmez.</p>
<p>Vatanseverlik ve milliyetçilik öncelikle doğum tarihleri itibarıyla birbirinden farklıdır. Vatanseverlik Roma döneminde, milliyetçilik ise 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır.</p>
<p>***</p>
<p>Diğer belirgin farkı da her ikisinin önceliğinin birbirinden ayrı olduğudur. Vatanseverler için soy, sop, azınlık, çoğunluk, ırk ve menşei gözetmeksizin üzerinde yaşayanlarla birlikte öncelik vatandır. Milliyetçilerde ise hangi coğrafyada olursa olsun öncelik kendi ırkından, soyundan, menşeinden olanlar, daha sonra da üzerinde yaşanılan vatan gelir. Orta Asya&#8217;da iken de Anadolu&#8217;da iken de Türk Milleti aynı millettir.</p>
<p>Bir başka şekilde ifade etmeye çalışırsak; vatanseverlikte birincil referans, (millete de gönderme yapacak şekilde) ülkeye; milliyetçilikte ise, (ülkeye de gönderme yapacak şekilde) millete yapılıyor olmasıdır. Vatanseverlik, milliyetçilik düşüncesini kuvvetlendiren içgüdüsel bir sevgidir.</p>
<p>***</p>
<p>Birbirine çok yakın birinci dereceden akraba bu iki haslet, birbirinin kuvveti, dayanağı ve sigortasıdır. Vatansız bir millet eksiktir. Milliyeti olmayan bir vatan da sadece coğrafi bir parçadır. Etle tırnak gibi, vatan parmak ise tırnak millettir. Parmak kuvvetini tırnağın sertliğinden alır. Tırnak da parmağın üzerinde beslenir ve gelişir.</p>
<p>Şırnak&#8217;ta Korucubaşı Mehmet&#8217;in &#8220;<em>Ben Kürdüm. Benim Kürtlüğüm ancak bu vatanda ve bu bayrağın altında anlamlı ve değerlidir</em>&#8221; deyip; Bağımsız Kürdistan(!) hilesi peşine takılmış bölücü terör örgütü ile yıllardır verdiği savaş en güzel vatanseverlik örneğidir.</p>
<p>***</p>
<p>Vatanseverliğin sembolü bayraktır. Mithat Cemal Kuntay&#8217;ın dediği gibi &#8220;<em>Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır</em>.&#8221;</p>
<p>Vatanseverliğin daha iyi kavranması için onun mesnedi olan, sevilen ve korunan Vatan&#8217;ı doğru olarak tarif etmek gerek. Vatan; bir kimsenin doğup büyüdüğü; bir milletin hâkim olarak üzerinde yaşadığı, sosyal ve maddi ihtiyaçlarını karşıladığı, barındığı, toprak bütününü ifade eder.</p>
<p>Vatan bir milletin, geçmişin anılarıyla, atalarının eserleriyle duygusal manada beslendiği toprak ya da coğrafi mekânıdır. Vatan kavramının &#8220;ülke&#8221;den farkı, ona maddi edinimlerinden daha öte değerler atfedilmesidir.</p>
<p>&#8220;<em>Benden eyerimi isteyiniz vereyim, atımı isteyiniz vereyim. Fakat vatanımdan hiç kimse bir karış toprak istemesin veremem.</em>&#8221; diyen Mete Han&#8217;ın en değerli hazinesi olan Vatan; Ahmet Mithat&#8217;ın dediği üzere &#8220;<em>bir milletin evidir</em>.&#8221; Ya da Schiller&#8217;in deyişi ile &#8220;<em>Vatanımızı sevelim; orası babalarımızın da ülkesidir.</em>&#8221;</p>
<p>***</p>
<p>Merkeze vatandaşlık yerleştirilmiş bir skalanın bir ucunda vatanseverlik, diğer ucunda da vatan hainliği vardır.</p>
<p>Vatanı esas aldığımızda ona olan yükümlülüklerimizi ve haklarımızı vatandaşlık kavramı ifade eder. Vatandaşlığın ve vatanseverliğin beslendiği kaynaklar farklıdır. Vatanseverlik bireyde doğal olarak kendiliğinden gelişir ve vatandaşlığı daha güçlü kılar.</p>
<p>Vatanseverlikten türemeyen, kurgulanmış bir kavram olan vatandaşlık ise duygusal olmaktan ziyade daha bilinçli yaşanan, akılcı bir iradenin tezahürüdür. Sonuçta iki kavram ne tamamen aynı ne de tamamen farklıdır Vatanseverlik; vatandaşlığın inanç, bağlılık gibi duygusal yönünü oluşturur.</p>
<p>***</p>
<p>Vatanseverlik; toplumları, kültürleri ve kültür çevrelerini bir araya getiren; birleştirici bir kuvvet ve etkiye sahip, toplumsal yanı olan sosyolojik veya bilişsel ve duyusal yanı olan sosyal sevgi olarak nitelendirilebilir.</p>
<p>Vatanseverlik; her insanın doğuşundan doğal olarak var olan bir sevgiyle doğduğu ve büyüdüğü ülkenin tüm maddi ve manevi unsurlarına karşı duyduğu olumlu hislerin sözel ve davranışsal bir yansımasıdır.</p>
<p>***</p>
<p>Roma&#8217;dan Orta Çağ düşüncesine aktarılan vatanseverlik &#8220;patriotism&#8221;(patrie:vatan) asırlarca siyaset kuramının merkezinde yer almıştır. Leonardo Bruni&#8217;den Machiavelli&#8217;ye ulaşan yelpazedeki düşünürler Orta Çağ cumhuriyetçiliği ile ilişkilendirdikleri vatanseverliği özgürlüğün temeli olarak kavramsallaştırmışlardır.</p>
<p>Vatanseverlik kavramı iki farklı düzlemde farklı isimlendirmelerle değerlendirilmektedir.</p>
<p>Birincisi insani, demokratik veya yapıcı vatanseverlik; ülke yararını gözeten onun için çalışan barışçıl niteliklerden oluşur. Bilişsel düzeyde politik yaşama katılımı, sorgulamayı, yapıcı eleştiriyi ve ülke yararı için karşıt düşüncede de olabilmeyi içerir. Ülke ideallerini olumlu ve tutarlı yönde yükseltmek için çaba sarf edildiği; ülke politikalarının bazılarının alkışlandığı, bazılarının eleştirildiği; demokratik değerlerle bağdaşmayan eylemlere karşı çıkıldığı eleştirel çizgideki tutumlardır.</p>
<p>İkincisi otoriter veya kör vatanseverlik ise; dış görüşlere kapalı, eleştirel olmayan tarzda bir özelliğe sahip anlayıştır ve belirli bir grubun baskınlığına dayanır. Kişinin ülkesiyle ilgili eleştirilere kapalı olduğu ve onunla koşulsuz sadakat üzerine kurduğu bağdır. Bu şekildeki tutumlar genellikle ülke politikalarını desteklerken sorgusuz desteklenmesini, ülke politikalarının eleştirisinin reddini benimserler. Bu vatanseverlik yapısı eleştiriye karşı hoşgörü anlamına gelen özgür ve karşılıklı etkileşimi barındırmadığı için genel olarak ülke politikalarını eleştirenlerin vatansever olmadıklarını düşündürür.</p>
<p>***</p>
<p>Devam edecek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi’nin ihtiyacı Sosyal Dönüşüm</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/10/08/osmangazinin-ihtiyaci-sosyal-donusum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Oct 2018 11:45:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bursasoylem.com/?p=51181</guid>

					<description><![CDATA[Bursa tarihi derinliği dikkate alındığında hem bugünkü Türkiye Cumhuriyeti için, hem yakın gelecekte Osmanlı imparatorluğu için ve hem de Anadolu’nun kadim medeniyetleri için çok önemli bir yerleşim merkezi rolü üstlendiği malumumuzdur. Önceleri İpek Yolu üzerinde ve dört yol kavşağında olduğu için gelip geçenler için uğrak yeri idi. Dinamik ve değişken. Tıpkı akarsu gibi sürekli berrak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bursa tarihi derinliği dikkate alındığında hem bugünkü Türkiye Cumhuriyeti için, hem yakın gelecekte Osmanlı imparatorluğu için ve hem de Anadolu’nun kadim medeniyetleri için çok önemli bir yerleşim merkezi rolü üstlendiği malumumuzdur.</p>
<p>Önceleri İpek Yolu üzerinde ve dört yol kavşağında olduğu için gelip geçenler için uğrak yeri idi. Dinamik ve değişken. Tıpkı akarsu gibi sürekli berrak ve temiz.</p>
<p>Daha sonraları başkent, alışveriş merkezi, medeniyet merkezi ve sanayi merkezi kimlikleri ortaya çıktıkça kalıcı göç almaya başladı. Tüccarlar, sançtılar, ilim adamları, iş arayanlar, akraba yanına gelenler geldikleri gibi gitmediler, yerleştiler.</p>
<p>Sorun olmadı. Başka membalardan gelen sularla havuz doldu ama kirlenmedi. Çoğunluğu temiz su idi, az bulanık olanlar da bu havuzda arındı.</p>
<p>Düne kadar gelenler, beraberlerinde sermayelerini, kültürlerini, beşeri ve sosyal tüm kıymetli miraslarını da getirdiklerinden Bursa’nın değerine değer kattılar.</p>
<p>Kimisi sermayeyi getirdi, kimisi tekniği, kimisi de bilgiyi.</p>
<p>Kimisi de iyi meziyetlerini… Mesela; azıcık rahatı bulup da iş disiplinimiz bozulmaya çalışanlar gevşemeye başladıklarında Balkan Göçmenleri geldi. Yeniden azimle, disiplinle ve hevesle çalışma kültürü yaygınlaşmaya başladı. Çalışma hayatı dirilmeye, ayağa kalkmaya başladı.</p>
<p>Bu gün ise hiç bir şey eskisi kadar kontrol altında değil. Ne suyun hacmi, ne gelenlerin temizliği ne de alınan tedbirler; bu şehrin suyunun eskisi gibi berrak ve temiz olmasını temin etmeyi garantileyemiyor.</p>
<p>Gelenler, şehrin büyüklüğü içinde, kalabalığın arasında kaybolmak için gelmeye başladı. Sadece almaya, belki yarın koparmaya gelmeye başladı. Üretmekten çok emek ve eğitim gerektirmeyen işleri gözlerine kestirenler için cazibe merkezi oldu bu kent.</p>
<p>Burayı Bursa yapan yeşil rengi ile birlikte sosyal profili ve kültürü de; bu kadim şehrin üzerindeki tasarrufunu ve hâkimiyetini kaybetti.</p>
<p>Yabancı tabelalarda İngilizce ifadelerle uğraşırken şimdi Arapça tabelalar çoğalmaya başladı.</p>
<p>Bursa’da değerli nüfus değil, kalabalık arttı. Trafikteki disiplinsizlikten, ticaretteki ahlaksızlığa,  haberlere konu olan asayiş haberlerine kadar her şey bunu gösteriyor.</p>
<p>Bursa’nın 2014 yılı verilerine göre aldığı göç 80.717, verdiği göç ise 65.027. Aradaki fark 15.690 kişi burada yerleşti.</p>
<p>2017 yılı nüfusu<strong> </strong>2.936.803 olan Bursa’da her bir kilometrekareye 270 insan düşüyor. En büyük ve merkez ilçesi Osmangazi de ise 856.770 kişi yaşıyor. Eski kent merkezi oluşundan gündüzleri Osmangazi nüfusu bir milyonu aşıyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;deki 56 ilden daha büyük olan Osmangazi’de okuryazar oranı % 99 olması ve eğitim seviyesinin yüksek oluşu da bizi kurtarmayacak.</p>
<p>Bursa&#8217;da yaşayanların yüzde 56&#8217;sı Bursa doğumlu iken, geri kalan yüzde 44’ü başka yerde doğup Bursa&#8217;ya yerleşmiş. Bu kriterleri üç beş nesil geriye doğru götürdüğünde kökü saçağı Bursalı olanların oranı daha da küçülecektir.</p>
<p>Türkiye’deki Türkler gibi Bursa’da da Bursalılar azınlık oldu</p>
<p>Bursalılar, başımızın üstünde yeri var dedikleri çoğalınca ayakaltında kaldılar.</p>
<p>Göçmenlerin “Macır Şehri” ya da “Balkan Şehri”, Artvinlilerin &#8220;Burtvin&#8221;i, Dadaşların “ikinci memleketi” Bursa’da yeni Bursalılar eski Bursalıları yendi.</p>
<p>Siyasette dahi aktif rol alanlar arasında Bursalı aranılır oldu. Oysa gönül ister ki Bursa’yı yönetenler içinde asıl aktörler Bursalılardan çıkarken diğerleri nüfus oranları doğrultusunda temsil edilsinler.</p>
<p>Geldiğimiz son noktada başta Ortadoğu coğrafyasında meydana gelen gelişmeler neticesi ülkemiz ve kentimiz çok fazla göç aldı. Tıpkı sel suları gibi Bursa’nın merkezinde toplanarak; tortusunu, çöpünü, çamurunu buraya bıraktı. Özelikle “Çarşamba” diye bilinen semtin olumsuz değişimi bunun en güzel göstergesi. Sorunlar büyük gibi görünmüyor. Şimdilik… Nelere gebe olduğunu idrak etmek için büyük hayal gücüne ihtiyaç yok.</p>
<p>Bursa’nın özü, çekirdeği, velhasıl aslı Osmangazi merkez ilçesidir. Diğer ilçeler daha sonra gelişerek şehre dâhil olmuşlar. Diğerleri başının çaresine bakar.</p>
<p>Ancak Osmangazi kentsel dönüşümden önce sosyal dönüşüme kafa yormalı, proje geliştirmeli, hayata geçirmeli.</p>
<p>Aksi takdir de geçmişimizden aldığımız miras geleceğimizin elimizdeki emaneti olmaktan çıkacak ve çocuklarımız bu şehirde yollarını şaşıracaklar.</p>
<p>Fahrettin BEŞLİ</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DAMA bilgisi ile SATRANÇ oynamak</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/08/02/dama-bilgisi-ile-satranc-oynamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Aug 2018 10:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bursasoylem.com/?p=50323</guid>

					<description><![CDATA[Dama oynamayı bilir misiniz? Bilirsiniz, çocukken sokakta &#8220;onaltıtaş&#8221; adı ile oynadığımız oyun. Hani bir yerin üstüne kiremit parçası yahut kömürle 8&#215;8 on altı kareli oyun alanı çizerdik. Sonra hemen oracıktan on altı tane çakıl taşı, on altı tane de kiremit parçası bulur oyuna başlardık. Zamane çocuklarının mahrum olduğu bir heyecan ve keyif ile oynadığımız oyunlardan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dama oynamayı bilir misiniz?</p>
<p>Bilirsiniz, çocukken sokakta &#8220;onaltıtaş&#8221; adı ile oynadığımız oyun. Hani bir yerin üstüne kiremit parçası yahut kömürle 8&#215;8 on altı kareli oyun alanı çizerdik. Sonra hemen oracıktan on altı tane çakıl taşı, on altı tane de kiremit parçası bulur oyuna başlardık. Zamane çocuklarının mahrum olduğu bir heyecan ve keyif ile oynadığımız oyunlardan bir tanesi.</p>
<p>Oyun basitçedir. Her oyuncu en yakın birinci sırayı kale olarak boş bırakarak iki ve üçüncü sıralara taşlarını dizerler. Sonra karşı tarafın taşlarının üzerinden atlayarak yemek sureti ile karşı kaleye varmaya çalışılar. Bütün taşlarını kaybeden yenilir.</p>
<p>Dama&#8217;nın Afganistan-Hindistan bölgesinde antik çağlarda ortaya çıktığı söylenir. İran üzerinden Anadolu&#8217;da, Haçlı Seferleri ile de Avrupa&#8217;da yaygınlaşmış. Bu arada da değişim göstermiş. Çapraz oynama teknikleri çıkmış. Ülkeden ülkeye değişimle birlikte çeşitlenmiş ve basitleşmiş.</p>
<p>Haliyle; bu süreçte Osmanlı coğrafyasında şekillenen türü de uluslararası alanda, <strong>Türk Daması</strong> olarak isimlendirilmiş.</p>
<p>Türk Damasının pozisyon olasılığı ve oyun ağacı satranca yakındır. Uzun ve değerli bir tarihi ve kültürel geçmişi olan Türk Daması&#8217;nın ustaları oyun esnasında ya da uzun çalışmalar esnasında birçok karmaşık ancak sonuç odaklı hamleler geliştirmişler.</p>
<p>Gerçek bir meraklı olan Sultan Abdülaziz damacıları yanından ayırmaz ve özel &#8220;Damacıbaşı&#8221; İbrahim Bey&#8217;e, o devirde yüksek bir memurun maaşına eşit on sarı lira damacılık maaşı verirmiş.</p>
<p>Satranç ise yine iki kişinin, dama oyun alanına benzeyen 64 kareli satranç tahtası üzerinde daha fazla taş ve hamle olasılığı ile oynayabildikleri bir oyun.</p>
<p>Damadan farklı olarak bu defa her oyuncunun bir şah, bir vezir, iki kale, iki fil, iki at ve sekiz piyondan oluşan toplam 16 taşı vardır. Altı taş çeşidinin her birinin ayrı ayrı hareket şekilleri ve taş yeme kulları vardır. Oyunun amacı olan rakip şahı alan, mat eder ve kazanır.</p>
<p>Satranç tarihçesine dair farklı kayıtlar mevcut. Piramitlerde bulunan kabartmalardaki bulgular 4 bin yıl önce Mısır&#8217;da oynandığını gösteriyor.</p>
<p>Ancak satranca dair en yaygın anlatım satrancın çıkışını Hindistan&#8217;a bağlar. Hikâyesi de ilginçtir:</p>
<p>Bu inanışa göre, M.S.5.yüzyılda Brahman Sissa (Doğu kaynaklarında Dehroğlu Safa) adında bir bilge, boş zamanlarını tavla oynamakla geçiren hükümdarı Balhait&#8217;i hem eğitmek hem de eğlendirmek için bir savaş oyunu buldu. Bu oyunun esin kaynağı şu 4 kısımdan oluşan Hind ordusu oldu: Filler, Atlılar, Savaş Arabaları ve Yayalar</p>
<p>Brahman Sissa, sankrit dilinde &#8220;4&#8221; demek olan (çatur) sözcüğüyle &#8220;kısım&#8221; anlamına gelen (anga) sözcüğünü birleştirerek oyunun adını ÇATURANGA koydu. Taşlar aşağı yukarı şimdiki satranç taşlarına benzeyen oyunun kurallarını hükümdarına öğreti. En kuvvetli taş ordunun komutanı olan Şah yani Kral&#8217;dı. Vezir&#8217;de Şah&#8217;ın yanından ayrılmayan danışmanıydı.</p>
<p>Hükümdar bu yeni oyunu o kadar sevdi ki Sissa&#8217;yı ödüllendirmek istedi. Sissa iki defa hükümdarın sağlığından başka bir dileği olmadığını söyledi. Hükümdar&#8217;ın ısrarı üzerine &#8220;<em>satranç tahtasının karelerini buğday ile doldurun, yeter</em>&#8221; dedi. Yalnız bir şartı vardı. &#8220;<em>Birinci kareye bir, ikinci kareye iki, üçüncü kareye dört, dördüncü kareye sekiz, beşinci kareye on altı&#8230; ta ki 64 kare bitinceye kadar bir öncekinin iki katı buğday konulsun</em>!&#8221;</p>
<p>Hükümdar Balhait, bu kadar basit görünen arzunun derhal yerine getirilmesini emretti. Hemen bir tabak buğday getirdiler. Daha 13. karede iken 4 bin 96 buğday tanesi gerekince, akılları başlarına geldi. Oturup bir bir hesap edince gördüler ki; değil Hindistan&#8217;ın bütün dünyanın buğdayı bile bu sayıyı karşılayamıyordu.</p>
<p>Böyle akıllıca bir istek o zamana kadar ne görülmüş ne de işitilmişti. Bu yüzden hükümdar, Dehroğlu Safa&#8217;yı daha çok takdir etti ve bulduğu savaş oyunu çaturangayı destekleyerek yayılmasına yardımcı oldu.</p>
<p>Çaturanga din zulmünden kaçan Budist rahipler yoluyla Çin&#8217;e daha sonraları Mezopotamya&#8217;ya, Anadolu&#8217;ya ve 625 yılları civarında Pers ülkesine ulaşmıştır. &#8220;Çaturanga&#8221; ismini de Persler &#8220;Çatrang&#8221;, Araplar ise &#8220;Satranç&#8221; olarak değiştirdi.</p>
<p>Yüzyıllarca satranç yavaş stratejik bir oyun olarak başta ordu komutanları tarafından benimsendiler benimsediler. Savaşta uygulamayı düşündükleri strateji ve taktiği, satranç tahtası üzerinde prova etmekten zevk almaya başladılar ve çözülmesi zor problemler düzenlediler.</p>
<p>Krallar, komutanlar, din adamları, şövalyeler, soylular bu oyuna büyük ilgi gösterdiler. Örneğin 1062 yılında yazılmış bir belgede, şövalyelerde şu özelliklerin arandığı görülmektedir. Ata binmek, yüzmek, ok atmak, kılıç kullanmak, avlanmak, şiir yazmak ve satranç oynamak.</p>
<p>Her bir satranç oyuncusu bir ordunun komutanı gibidir. Biri beyaz taşların diğeri siyah taşların komutanıdır.</p>
<p>Özellikle son çeyrek yüzyıl satranç oyunu 64 kareli tahtasından çıkıp dünyanın farklı coğrafyalarına yerleşti. Tıpkı Zbigniew Brzezinski  &#8220;Büyük Satranç Tahtası/Amerika&#8217;nın Küresel Üstünlüğü ve Bunun Jeostratejik Gereklilikleri&#8221; kitabında bahsettiği gibi.</p>
<p>Her maçın bir oyuncusu da hep ABD oldu. Bizim karşımıza da Ortadoğu satranç tahtasında rakip olarak çıktı. Oyunun kuralları belli ve çetin olmasına rağmen rakibimiz hile yapmayı pek sever.</p>
<p>En fazla da piyonlarını birer ikişer hamlelerle son sıraya ulaştırır ve direkt vezir ilan eder. 15 Temmuz&#8217;da bu hızlı vezir olanlardan biri ile şah çekti, ama mat olmadan kurtulduk.</p>
<p>Satrancı çocuklara anlatırken rakibinin en az 3 hamle sonrasını öngörmen; savunma için buna karşı koyacak hamlelerini ve kendi taarruzun için yapacağın hamlelerin alternatiflerini belirlemen lazım deriz. Bu ön görülme hamle sayısı dünya satranç tahtasında 5&#8217;e hatta 10&#8217;a çıkmış durumda.</p>
<p>Mesela Amerika Suriye satranç tahtasındaki oyunculuğunu Fransa&#8217;ya devrediyormuş izlenimi veriyor. Bu hamleden sonraki hamleler bizi Avrupa ile karşı karşıya getirmek, sonrasından NATO&#8217;dan ayrılmaya zorlamak, en sonunda da NATO üyesi olmayan bir ülkeye saldırı prosedürünü uygulamak gibi tüm hamlelerin karşılığı alternatif hamleleri belirlemek durumundayız.</p>
<p>Bizler Anadolu&#8217;da geliştirdiğimiz Türk Daması tecrübemiz ile büyük satranç tahtasında koca koca rakiplerimize kök söktürüyoruz. Yenilmemek için Şah&#8217;ı kaptırmayacağız.</p>
<p>Birazcık daha dayanırsak zaten Âlemin Belası Devlet, oyundan çekilmekle kalmayacak; kendi içinde darmadağın olup satranç tahtası üzerindeki tüm taşları yerlere saçılacak.</p>
<p>Tıpkı en fazla bizi sıkmaya başladığı dönemde Rusya&#8217;nın Ekim Devrimi (Bolşevik İhtilali) ile diz çöktüğü gibi.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OSMANLI -TÜRKİYE SAVAŞI</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/07/12/osmanli-turkiye-savasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jul 2018 08:38:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bursasoylem.com/?p=49925</guid>

					<description><![CDATA[Türklerin Anadolu&#8217;ya asker bir millet olarak, bir daha geri dönememek üzere girişinin bininci yılı. Kutlu olsun. Daha nice bin yıllara inşallah. Tam bin yıl evvel, Oğuz&#8217;un Kınık Boyu&#8217;nun mensupları Çağrı Bey&#8217;in komutasında kendine yeni yurtlar aramak maksadıyla Anadolu&#8217;nun doğu kapısını araladılar ve içeri girdiler. Bir Ermeni tarihçi Urfalı Mateos bu bilgiyi şöyle tarihe geçiriyor: &#8220;467. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türklerin Anadolu&#8217;ya asker bir millet olarak, bir daha geri dönememek üzere girişinin bininci yılı. Kutlu olsun. Daha nice bin yıllara inşallah.</p>
<p>Tam bin yıl evvel, Oğuz&#8217;un Kınık Boyu&#8217;nun mensupları Çağrı Bey&#8217;in komutasında kendine yeni yurtlar aramak maksadıyla Anadolu&#8217;nun doğu kapısını araladılar ve içeri girdiler.</p>
<p>Bir Ermeni tarihçi Urfalı Mateos bu bilgiyi şöyle tarihe geçiriyor: &#8220;<em>467. yılda (17 Mart 1018-16 Mart 1019) Türk olarak adlandırılan bir grubun Vaspurakan eyaletine (Van gölü çevresi) girdi&#8230; Bu zamana kadar bu cins Türk atlı askeri görülmemişti. Ermeni askerleri onlarla karşılaşınca onların acayip şekilli, yaylı ve kadın gibi uzun saçlı olduklarını gördüler.</em>&#8221;</p>
<p>Bundan 53 yıl sonra 26 Ağustos 1071 tarihinde Selçuklu Sultanı Alpaslan küçük ordusu ile kendinden büyük koskoca Bizans ordusunu sadece bir günde yok edercesine yendi ve İmparator RomanosDiogenes ve mahiyetini esir aldı.</p>
<p>Böylelikle Çağrı Bey&#8217;in araladığı Anadolu kapısını Sultan Alpaslan ardına kadar açtı.</p>
<p>Tarih boyunca olduğu gibi bu dönemde de Selçuklular, Gazneliler, Karahanlılar gibi Türk Devletleri düşmanları ile mücadele ederken bir taraftan da birbirleri ile harp ediyorlardı.</p>
<p>Türkler bu girişi takip eden 228 yıl içinde, bu coğrafyayı yurt tutup Anadolu Selçuklu Devletini kurarak sınırlarını batıya doğru büyüttüler. Ta ki Batı Roma İmparatorluğu ya da Bizans İmparatorluğu&#8217;nun başkenti Konstantinopolis&#8217;e bir karış mesafedeki Bilecik&#8217;e kadar.</p>
<p>Sonra ne oldu; yine bir Türk Boyu ve onun kudretli Beyi Oğuz&#8217;un Kayı boyuna mensup Osman Bey; Selçuklu&#8217;nun kendisine Uç Beyliği olarak tahsis ettiği Söğüt ve Domaniç civarında 1299 yılında Osmanlı Devleti&#8217;ni kurdu.</p>
<p>Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad&#8217;ın İlhanlılar tarafından İran&#8217;a götürülmesi sonucu oluşan otorite boşluğunun sonuçları çok vahim boyutlara ulaşmadan; Türk Sancağı Anadolu topraklarında yere düşmeden yeniden göndere çekildi.</p>
<p>Kurulan mütevazı devlet kuruluşundan 154 yıl sonra Konstantinopolis&#8217;i İstanbul&#8217;a çevirip kendine başkent yaptı. Bizans İmparatorluğuna ve Roma İmparatorluğu&#8217;na son verdi, bir çağı kapatıp yeni bir çağ açtı.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim İslam Halifeliği&#8217;nin Osmanlı Padişahlarına geçmesini, Kanunî Orta Avrupa&#8217;da üstünlük sağladı.</p>
<p>Avrupa içlerine Viyana kapılarına kadar dayanıp üç kıtada 1.800.000 km² alana ve 72 millette hükmederek 623 yıllık silinmez bir Türk tarihi yazdı.</p>
<p>Büyük görkemli yükselişin ardından duraklama ve gerileme başladı. Avrupa&#8217;ya karşı sağlanan üstünlük son buldu, tahttan indirilmeler başladı,  devlet yönetimi sendeledi, büyük ölçüde toprak kaybedilmeye başlandı.</p>
<p>Çare olması için, ne Yeniçeri Ocağı&#8217;nın kapatılması veya Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet gibi reformist, yenilikçi akımlar; ne de II. Abdülhamid gibi otoriter disiplinler fayda vermedi.</p>
<p>1&#8217;nci Cihan Harbi sonunda müttefiklerimiz yenik olduğu için biz de mağlup sayıldığımızdan ötürü Hasta Adam ilan edilip Osmanlı Devleti&#8217;mizin mirası talan edilmek istendi.</p>
<p>Hasta adam ölmek üzere iken yine bir Türk Beyi Mustafa Kemal çıktı; Sevr Antlaşması ve Anadolu&#8217;nun işgaline karşı bir Kurtuluş Savaşı başlattı ve zaferle sonuçlandırdı.</p>
<p>Dünyanın siyasi düzleminde büyük değişimler oluyor büyük imparatorluklar birer birer devrilip yerlerine ulus devletler kuruluyordu.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;de bu doğrultuda kadim Türk Devleti&#8217;nin devamı ve bir kez daha sancağın yere düşmeden göndere çekilmesi için saltanat sistemi ile birlikte Osmanlı Devleti&#8217;ne son verip yerine yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;ni kurdu.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun dağılmasının ardından kapsadığı alanda pek çok devlet ortaya çıkmış olmakla birlikte Arnold Joseph Toynbee gibi bazı tarihçilere göre Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun tek ardıl devleti Türkiye Cumhuriyeti&#8217;dir.</p>
<p>Birbiri ardına bir bayrak yarışı gibi devredilen devlet mührünün seyrini anlatan bu özet Türkün Anadolu&#8217;daki tarihidir.</p>
<p>Bu tarihin baş aktörleri ve kahramanları olan Selçukluyu Osmanlı ile Osmanlıyı Türkiye Cumhuriyeti ile kavga ettirmenin mantığı ne?</p>
<p>Şimdi küçük hilelerle Türk Milletini her iki değerinden birinden yana taraf olmaya, sonra da diğer taraf ile önce mücadele sonra da müdahale etmeye sürükleyen gücün maksadı ne?</p>
<p>Selçuklu dedem, Osmanlı babam, ben Türkiye&#8217;yim.</p>
<p>Ne gönlümde bir eksiklik olur, ne de hürmetimde bir kusur.</p>
<p>Eğrisi ile doğrusu ile kusuru ile başarısı ile bu tarih benim.</p>
<p>Selçuklu da, Osmanlı da, Türkiye de benim,</p>
<p>Çağdaşları ile belki ama ayrı zaman dilimlerinin aynı yiğitlerini kavga ettiremezsiniz.</p>
<p>Osmanlı ile Türkiye&#8217;yi savaştıramazsınız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son Semavi Din Güncellenebilir mi?</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/06/06/son-semavi-din-guncellenebilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jun 2018 13:51:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bursasoylem.com/?p=47959</guid>

					<description><![CDATA[20 bin yıldır şuurlu yaşayan insanlık araya araya yaratıcısını son 5.000 yılda buldu. Aradı çünkü tüm çaresizlikleri içinde ihtiyacı olanı isteyeceği bir hâkim makam olmalı diye hissetti. Korkularımız; dualarımızda saklıdır. En tabii korkular bizi Tanrı’ya yöneltti. Yıldızla, ayla, güneşle, ateşle başlayan serüven “Ata Ruhları”ndan “Gök Tanrı” ya ulaştı. Memnun olduğunda teşekkür manasında şükredecek, zorda olduğunda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>20 bin yıldır şuurlu yaşayan insanlık araya araya yaratıcısını son 5.000 yılda buldu.</p>
<p>Aradı çünkü tüm çaresizlikleri içinde ihtiyacı olanı isteyeceği bir hâkim makam olmalı diye hissetti.</p>
<p>Korkularımız; dualarımızda saklıdır. En tabii korkular bizi Tanrı’ya yöneltti.</p>
<p>Yıldızla, ayla, güneşle, ateşle başlayan serüven “Ata Ruhları”ndan “Gök Tanrı” ya ulaştı.</p>
<p>Memnun olduğunda teşekkür manasında şükredecek, zorda olduğunda dua ile talep edecek kutsal bir gücün gerekli olduğunu anladı.</p>
<p>Birde bu kısa yaşamın ardından; iyi yaptıkları iyi şeyler için mükâfat, kötü şeyler için de bir ceza olmak üzere cennet ve cehennem olduğunu öğrenmekle tüm hayatını düzene soktu.</p>
<p>Bilinen dinler tarihi; M.Ö. 3000 yılında Hindistan’ın kuzeyinde Krishna&#8217;nın doğumu ile Hinduizm’i başlangıç kabul ediyor. M.Ö. 2000 yılında Hz. İbrahim ile birlikte Semavi Dinler süreci başlıyor. M.Ö. 600 yılında İsrailoğullarının Hz. Musa önderliğinde kovulması Museviliği; M.S. 32 yılında Hz. İsa’nın ölümünün ardından Hıristiyanlık; M.S. 610 yılında Mekke&#8217;de Hz. Muhammed&#8217;in Peygamber oluşu ile de Müslümanlık bir din olarak insanlık arasında yaygınlaştı.</p>
<p>Bu süreç dinlerin ilahi bir kudretle güncellenmesi olarak da değerlendirilebilir. Kimileri mevcut dinleri değiştirmedi, kimileri de günün koşullarına gör bu daha uygun deyip yeni dinleri tercih etti.</p>
<p>Biz Türkler ise Ata Ruhlarına inanarak başladık, önce Şamanizm sonra da Gök Tanrı inancı ile en sonunda Allah’ı bulduk.</p>
<p>Bize öğretildi ve biz inanıyoruz ki İslam son Hak Din ve Hazreti Muhammet son Hak Peygamber.</p>
<p>Tam bu noktada doğruluğunu sorgulamadığımız bu tespite rağmen “14-15 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamayacağı gerekçesi ile İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi” fikrini ortaya atarsanız kafalar karışır.</p>
<p>136 yıl önce Friedrich Nietzsche’nin “Tanrı öldü” dediğinde yarattığı kafa karışıklığının benzeri tekrarlanmış olur. Hala ne demek istediği üzerinde fikirler üretilen bu söylem, bir reddediş değil iyi niyetli farkettirmeye dönük bir uyarı idi aslında.</p>
<p>Bu günkü beyan da doğru anlaşılamaz ise niyete göre yorumlanıp sonuç çıkartılabilir.</p>
<p>Yanlış anlaşılarak başlayan süreç Namaza varana kadar her türlü detayı ile birlikte Tüm hükümleri sorgulatabilir. Her biri için de yeniden muhakeme yapmak çok güç olur.</p>
<p>Peygamberimizin ölümünden sonra eklenen her şey sorgulanabilir.</p>
<p>İslam’ı ve Müslümanları arındırmak gerek. Bu her kesimde kabul gören bir tespit hatta ihtiyaçtır.Safsatalar, hurafeler, eklemeler, uyduruklar ve benzer tümsafralar atılabilir.</p>
<p>İslam’ın anayasası Kur’an dır. Hükümleri değiştirilemez.</p>
<p>Tefsirler, mealler, görüşler,yorumlar vs… ise tıpkı yönetmelikler gibi yenilenebilir, günümüz koşullarına göre yeniden yapılandırılabilir.</p>
<p>Dinin topluma yansıması olan nizam ve ahlak olarak uzantılarına ve bağlarına dokunulabilir</p>
<p>Bunu dahi kimin yapacağı sorusu karşımıza çıkar. İslam’ın özüne ve aslına en yakın kim yada hangi kurum var ki bu düzenlemeleri yapacak?</p>
<p>Din inanç ve iman ferdidir ve öyle kalmalıdır. Toplum inançlı insanların bireysel doğrularının toplamı üzerinden değer kazanır. Toplumun ya bir kesimin bir milletin dini söz konusu olamaz. Bir toplumun tamamı bir dine mensup olabilir, güzel de olur, ama ekseriyetinin bir dine mensubiyeti de farklılıklar da yadırganacak şeyler değildir.Toplumun dini dediğinde toplumsal dini kurallar üzerinden zamanla aratacak baskı bireylerin inandıklarından soğuyarak uzaklaşmasına neden olacaktır.</p>
<p>Buradan hareketle Allah’la kul arasında ki bağa kul yeni bir düzenleme getiremez.</p>
<p>İslam’ın içindeki arızaların, hasarların, çarpıklıkların, istismara açık hususların neler olduğunu hepimiz net olarak biliyoruz. Ben, sen, gerçek ve samimi inanan herkes bunlar iltifat etmez, reddeder ve tanımazsa zaten arınma gerçekleşecektir.</p>
<p>Yeni nesil akıllı, görüyor, anlıyor, kavrıyor ve en önemlisi sorguluyor. O bizim gibi sormadan iman etmiyor. Dinimiz buna aykırı değil. Sorguladığında tereddüt yaşamadığı bir kitapla İslam değerlerini bırakmazsak işte o zaman haşa, gönüllerdeki “Allah Ölür.”</p>
<p>Mukaddes kitabımız bu dağınık düşüncelere karşılık olmak üzere verilecek cevabı Nahl Suresi 90. Ayettebir cümlede özetleyerek son noktayı koyuyor: “<strong>Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor</strong>.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelenekselleşmiş HIDRELLEZ ritüelleri</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/05/07/geleneksellesmis-hidrellez-rituelleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 May 2018 09:56:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bursasoylem.com/?p=44505</guid>

					<description><![CDATA[Günlük hayatımızda yer edinmiş köklü uygulamalar, batıl itikat olup olmadığına bakılmaksızın; toplumsal moral ve müşterek duygu sağladığı göz önüne alınarak yaşatılmalıdır. İnanılıyorsa gerçektir. Hıdrellez Bayramı geleneği de modern kent yaşamına paralel olarak betonlaşan hayatımızda her yıl vakti gelince yeşerecek yer bulmaya çalışan çok değerli bir geleneğimizdir. Dün Konya’daki etkinlikten dönüş yolculuğumuzda, otobüs içinde bu konuda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük hayatımızda yer edinmiş köklü uygulamalar, batıl itikat olup olmadığına bakılmaksızın; toplumsal moral ve müşterek duygu sağladığı göz önüne alınarak yaşatılmalıdır. İnanılıyorsa gerçektir.</p>
<p>Hıdrellez Bayramı geleneği de modern kent yaşamına paralel olarak betonlaşan hayatımızda her yıl vakti gelince yeşerecek yer bulmaya çalışan çok değerli bir geleneğimizdir.</p>
<p>Dün Konya’daki etkinlikten dönüş yolculuğumuzda, otobüs içinde bu konuda bildiklerimizi harmanladık. Yeni jenerasyona çok yabancı gelen bu bayramların detaylarını yaşama şansını; son olarak bu gün 30&#8217;lu yaşlarda olanlar ve yukarısı yakalayabilmişler.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-44519 size-large" src="http://www.bursasoylem.com/wp-content/uploads/45_v-1-1024x576.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.bursasoylem.com/wp-content/uploads/45_v-1-1024x576.jpg 1024w, https://www.bursasoylem.com/wp-content/uploads/45_v-1-300x169.jpg 300w, https://www.bursasoylem.com/wp-content/uploads/45_v-1-768x432.jpg 768w, https://www.bursasoylem.com/wp-content/uploads/45_v-1-180x100.jpg 180w, https://www.bursasoylem.com/wp-content/uploads/45_v-1.jpg 1680w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Hıdrellez’in temelini bir görüş Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine, diğer bir görüş ise İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına uzandırır.</p>
<p>Hıdrellez, 6 Mayıs-4 Kasım arasındaki Hızır Günleri adıyla yaz mevsiminin başlangıcı olarak kabul edildiğinden; 5 Mayıs akşamı ezanı ile başlar, 6 Mayıs ikindi ezanında biter.</p>
<p>O gün Hızır ve İlyas’ın buluştuklarına, onların buluşmalarıyla ölü tabiatın canlandığına inanılır. Hikâyesi şöyle anlatılır: “<em>Hızır ve İlyas, Hükümdarın ordusundaki iki askerdir. Hükümdar bir gün ordusuyla birlikte ölümsüzlük suyunu (Ab-u Hayat) aramaya çıkar. Yolculukta, Hızır ve İlyas diğer askerlerden ayrılırlar. Bir subaşında durup, yemek için kurutulmuş balık çıkarırlar. Tam bu esnada deniz suyu balığa sıçrar, balık canlanır ve suya atlar. Böylece Hızır ve İlyas ölümsüzlük suyunu bulmuş olurlar. Bu sırada bir melek gelir. Hızır ve İlyas’ın kıyamete kadar yaşayacaklarını, fakat Hızır’ın karada, İlyas’ın denizde ihtiyacı olanlara yardım edeceklerini bildirir</em>.” Bu hikâyeyi Kuran’daki Kehf Suresi’nde Musa ve bir gencin kıssası ile ilişkilendirirler.</p>
<p>Birbirinden renkli, inanç ve umut içeren, Allah’tan rahmet ve bereket dileyen ritüelleri ile yaşanır Hıdrellez. Kutlamaları daima yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılır.</p>
<p>En çok akılda kalan kısmı sabah erkenden ateşten atlamaktır. Bu ateşten atlamada da diğerlerinde olduğu gibi günahlardan, her türlü manevi kirden ve olumsuzluklardan, kötü tesirlerden arınmak umulur.</p>
<p>Yaygın olan bir diğer uygulama gül ağacı altına dilek dilemektir. Bir gün önceki akşam bir kağıda yazılıp gül dalına asılan dilekleri içeren notlar Hıdrellez sabahı alınıp suya bırakılır. Gül ağacı altına ev, araba vb isteğin resmi şekil olarak da çizilir.</p>
<p>Gül ağacına akşamdan para asılır. Sabah bu Paraları toplayıp cüzdana koyan ve yıl boyunca harcamayan kişi darlık ve parasızlık yüzü görmez.</p>
<p>Sabah erkenden doğadaki yaprakların üzerindeki çiğ damlaları bir kaba toplanılır. Bununla yoğurt mayalanır. Artan kısmı bir suya karıştırılarak yıkanılır.</p>
<p>Baharın taze bitkileri ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yenir. Baharın ilk kuzusu yenildiğinde sağlık ve şifa bulunacağına inanılır.</p>
<p>Bugünde kırlardan çiçek veya ot toplayıp onları kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine, bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır.</p>
<p>Hıdrellez günü, erkenden kalkılıp kapılar, pencereler, ambarlar, sandıklar, para keseleri açılarak içlerini bolluk ve bereket dolması umulur.</p>
<p>Hıdrellez gecesi Hızır&#8217;ın ev ev gezdiğine ve ağzı açık olan yiyeceklere bereket getirmek üzere dokunduğuna inanılır. Bu yüzden küpler, külekler, ambar kapıları ve çuvallar açık bırakılır. Hatta bazı kaplara birer tutam yiyecek konulup pencere önüne kapı önüne bırakılır.</p>
<p>Hıdrellezden bir gece önce bahtını denemek ve kısmetlerinin açılmasını sağlamak isteyen genç kızlar yeşillik bir yerde veya bir su kenarında toplanırlar. İçinde su bulunan bir çömleğe kendilerine ait yüzük, küpe, bilezik gibi şeyler koyarak ağzını tülbentle bağladıktan sonra bir gül ağacının dibine bırakırlar. Sabah erkenden çömleğin yanına giderek sütlü kahve içip ağızlarının tadının bozulmaması için dua ederler. Ardından niyet çömleğinin açılmasına geçilir. Çömlekten içindekiler çıkarılırken bir yandan da maniler söylenir. Buna göre eşyanın sahibi hakkında yorumlar ve temenniler ifade edilir.</p>
<p>Hıdrellez gecesi açık bir kap süt bırakılır ve sabaha kadar mayalanırsa o yoğurt yıl boyunca maya olarak kullanılır.</p>
<p>Karınca yuvasından toprak alınıp evin etrafına serpilir.</p>
<p>Hıdrellez günü doğan erkek çocuğa &#8216;Hızır&#8217; adı verilir.</p>
<p>Hıdrellez sabahı kırlardan toplanan 41 çeşit yeşil ot ve güzel kokulu çiçek, su dolu bir kazana atılır ve kaynatılır. Yıkanırken bu kaynayan sudan bir tas dökülür ve içilir.</p>
<p>Çocuklar kısa boylu olmasın diye Hıdrellez sabahı kol, bacak ve bellerine oklava ile hafifçe vurularak uyandırılır.</p>
<p>Hıdrellez günü taze ısırgan otuyla ağrıyan yerlere vurularak şifa bulunacağına inanılır.<br />
Damlara orta boy taş konulur ve hangisinin altına böcek girerse o taşın sahibinin dileği gerçekleşir.</p>
<p>Bazı yörelerde Hıdrellez gecesi ve günü genç kızların makasla iş görmeme adetleri vardır. Aksi yapılırsa işlerin rast gitmeyeceğine inanılır.</p>
<p>Hıdrellez günü soğan kabuğu ile kaynatılarak renk verilmiş yumurtalar hastalara şifa niyetine, çocuklara da büyümeleri dileğiyle yedirilir.</p>
<p>5 Mayıs günü (Nişanlılar arsında) oğlan evi, kız evine Hıdrellez Kurbanı, olarak süslenmiş bir koç gönderir. Bu kurban ertesi gün kesilerek birlikte yenir.</p>
<p>Anadolu’nun bazı yerlerinde Hıdrellez Günü yapılan duaların ve isteklerin kabul olması için sadaka verme, oruç tutma ve kurban kesme adeti vardır. Kurban ve adaklar “Hızır hakkı” için olmalıdır. Zira tüm bu hazırlıklar Hızır’a rastlamak amacına yöneliktir.</p>
<p>Hıdırellez&#8217;in UNESCO&#8217;nun &#8216;İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi&#8217;ne alınması amacıyla 2010 yılında çalışmalar başlatılmış.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerizeka, yapayzeka, süperzeka</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/04/26/gerizeka-yapayzeka-superzeka/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2018 12:58:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bursasoylem.com/?p=44071</guid>

					<description><![CDATA[Çok eskiden insanoğlu ne rahattı. Avcı toplayıcı topluluklar ağaçlardan ve yerlerden toplayabildikleri otlar ile avlayabildikleri hayvanların etleriyle besleniyorlardı. Bu güçleşmeye başlayınca; tabiat ananın kendisine ikramda bulunmasını beklememeye, ihtiyacı olanı kendisinin yetiştirmesine yöneldi. Yaklaşık 10.000 yıl önce tarım ve hayvancılığa başladı. Bahçede yetiştirdiği koparıp, avluda beslediğini kesip pişirip yedi. Hayat güllük gülistanlık… Para yok, ekstra çalışmak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çok eskiden insanoğlu ne rahattı.</p>
<p>Avcı toplayıcı topluluklar ağaçlardan ve yerlerden toplayabildikleri otlar ile avlayabildikleri hayvanların etleriyle besleniyorlardı.</p>
<p>Bu güçleşmeye başlayınca; tabiat ananın kendisine ikramda bulunmasını beklememeye, ihtiyacı olanı kendisinin yetiştirmesine yöneldi.</p>
<p>Yaklaşık 10.000 yıl önce tarım ve hayvancılığa başladı.</p>
<p>Bahçede yetiştirdiği koparıp, avluda beslediğini kesip pişirip yedi.</p>
<p>Hayat güllük gülistanlık…</p>
<p>Para yok, ekstra çalışmak yok, telefon, elektrik, doğalgaz, su faturası yok, masraf yok, giyim kuşam, araba ev masrafı yok.</p>
<p>Kendisini sadece dışardaki vahşi hayvanlar ve tabiat olayları tehdit ediyor.</p>
<p>Geçen binlerce yılda insanoğlu aklı ile bu tehlikeleri bertaraf edip dünya üzerinde hâkimiyetini kurmayı başardı.</p>
<p>150 yıl önce binlerce yıldır birbirine saldırmaktan sıkılan insanoğlu; hayatı kolaylaştırmaya ve güzelleştirmeye ağırlık vermeye başladı.</p>
<p>Savaş aletlerinin yanında günlük kullanıma sunulabilecek araç gereçler tasarlamaya yöneldi. Elektrik, telefon, otomobil vb.</p>
<p>Bu türden buluşların talebine cevap verecek şekilde üretimin artması ise sanayi denen yeni bir kapı açtı insanoğlunun önüne.</p>
<p>Yalnızca 10 jenerasyonun ömrüne sığacak bir zaman diliminde; sanayi devriminin ilerlemesi ve onunla birlikte teknolojik sıçramalar artık takip edilemez hıza ulaştı.</p>
<p>Sanayi hızla ilerlerken üretimde robot kullanılmaya başlaması çok yakın bir zamana denk gelir.</p>
<p>O zaman işçiler ellerindeki çalışma şansını riske atacak endişesi ile tepki gösterdiler. Çalışanın işine makinalar göz koymuştu.</p>
<p>O zaman yeni sektörler doğacak ve insan işgücü ihtiyacı hiç ortadan kalkmayacak diye işçiler ikna edildi yola devam edildi.</p>
<p>Şimdi robotlar ve insanlar işbirliği halinde fabrikaların her hattında barışık bir şekilde çalışıyorlar.</p>
<p>Son çeyrek yüzyılda yepyeni bir yenilik insanoğlunu sinsice tehdit eder hale geldi; yapay zeka.</p>
<p>Tehlikenin farkına varıp konunun üzerinde çalışanla gelecek 10 yılda beşeriyeti nelerin beklediğine odaklandılar.</p>
<p>Başkalarının Sophia dediği“Robot Safiye”yi hepimiz gördük ve dinledik. Oturup sohbet ediyor. Yüz mimikleri insanımsı. Tepkileri de öyle. İlerde teşkilatlanmaktan ve hak aramaktan bahsediyor.</p>
<p>Bunların telefona cevap veren, güvenlik hizmeti veren, ev işlerine bakan, hatta en özel hizmetleri veren türlerini bile duyuyoruz.</p>
<p>Geçen bir eğitimde hocamızın aktardığı gelecek 10 yılda ortadan kalkacak meslekleri duyunca çok şaşırdık. Doktorluk, avukatlık, öğretmenlik… Bunların yerini yapay zekâ alacak.</p>
<p>Çocuklarımızın önce rakiplerinin sonra da potansiyel düşmanlarının farkında mısınız?</p>
<p>İnsanlığın başındaki yetersiz akıllara “gerizeka” dersem hakaret emiş olmam umarım.</p>
<p>O yetersiz zekâyı bir taraftan geliştirirken, diğer taraftan da başlangıçtakidoğal tehlikeleri ortadan kaldıran insanoğlu; yerine kendi elleri ile daha korkunç bir tehlike koyuyor.</p>
<p>Bu gün bize hoş gelen ve işimize gelen yapayzeka, çok hızlı bir şekilde kendi kendini süperzekaya geliştiriyor.</p>
<p>“Yapay zeka bizim ürünümüz ve biz kontrol ediyoruz. Allah’ın yarattığı doğal zekayı, yaratılanın ürettiği makinalar nasıl alt eder.”benzeri itirazlar ortaya atılacaktır.</p>
<p>Ya insanoğlu fazla iyi bir şey yapıp da kendini aşarsa, işte o vakit yaptığı şeyin de insanoğlunu aşması kaçınılmazdır.</p>
<p>İnsanoğlunu frenleyen bir Allah korkusu var, o makinalar da o da olamayacaktır.</p>
<p>Allah esirgesin,</p>
<p>Fahrettin BEŞLİ</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kontrollü Toplumsal ÖFKELENDİRME</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/04/03/kontrollu-toplumsal-ofkelendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Apr 2018 12:16:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bursasoylem.com/?p=42701</guid>

					<description><![CDATA[Kendinizi son zamanlarda sürekli gergin, ota oka kızan, her an birisinin gırtlağını sıkıverecekmişsin gibi hissediyor musunuz? Üstelik sorsalar nedenini, verecek bir cevabınızın olmadığını; hatta sizin de artık “hakikaten niye”diye merak edeceğinizi fark ediyor musunuz? Biraz düşündüğünüzde anlık hiddete sebep olan meselenin sizi çileden çıkarmak için yeterli olmadığını; asıl nedenin içinizde biriken duygusal bir safra olduğunu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendinizi son zamanlarda sürekli gergin, ota oka kızan, her an birisinin gırtlağını sıkıverecekmişsin gibi hissediyor musunuz?</p>
<p>Üstelik sorsalar nedenini, verecek bir cevabınızın olmadığını; hatta sizin de artık “<em>hakikaten niye</em>”diye merak edeceğinizi fark ediyor musunuz?</p>
<p>Biraz düşündüğünüzde anlık hiddete sebep olan meselenin sizi çileden çıkarmak için yeterli olmadığını; asıl nedenin içinizde biriken duygusal bir safra olduğunu yakalarsınız.</p>
<p>O biriken kirli ve zehirli safranın nasıl birikmiş olabileceğine biraz yukarıdan ve geniş bir açıdan bakalım.</p>
<p>Bir ulusal hatta global (ama bence milli) gazeteci abla bu aralar sıkça ülkelerde duygu haritalarının çıkarıldığını haykırıyor. Bunun içinde, birçoğumuzun her seferinde farklı bir konuda destek imzamızı isteyen mesaj aldığımız, Amerikan Savunma Bakanlığına bağlı,“www.change.org”sitesine dikkat çekiyor.</p>
<p>Yapılan bu türden yoklamalarla;</p>
<ul>
<li>Kimlerin nelere hassasiyetleri yüksek, hangi bölgeler hangi olumsuzluklara çabuk reaksiyon gösteriyor?</li>
<li>Hangi toplumsal yara, o toplumun canını daha fazla yakar?</li>
<li>Hayvanlara eziyet mi, haksızlık mı, hırsızlıkmı, adaletsizlik mi, tecavüzmü, kadın cinayeti mi, çocuk istismarı mı yoksa vatana ihanet mi?</li>
</ul>
<p>sorularının yanıtları araştırılıyor.</p>
<p>Hemen yakın geçmişinizi hatırlayın, bu başlıkların işlendiği nelere maruz kaldığınızı ve nasıl bireylere duygusal yüklemeler yapılıp toplumsal sonuçlar beklendiğini kavrayın.</p>
<p>Bu soruların doğru cevaplarınıncoğrafi, demografik, mezhepsel, kültürel ve ekonomik tasnifi yapılıp işlendikten sonra geriye sadece zamanı belirleyip düğmeye basmak kalıyor.</p>
<p>Üstelik herkesin kıvama gelmesi de şart değil. Etkili bir kesimin harekete geçmesi yeterli olacaktır. Geri kalanlar sadece hedeftir.</p>
<p>Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-gerici, zengin-fakir ne ara karşı karşıya geldiğini anlayamaz bile. Ruanda da, Afrika ülkelerinde, Afganistan’da, Yugoslavya’da, Sırbistan’da, Mısır’da, Irak’ta, Suriye’de geçmişte olanlar bunun çok somut örnekleridir.</p>
<p>Bir toplumun aşamalı olarak önce huzursuz olması, sonra agresif olması, sonra çılgına dönmesi ve artık kendini tutamaz olup birbirine saldırır hale getirilmesi Kontrollü Toplumsal Öfkelendirme sürecinin mahareti ve çalışma alanı.</p>
<p>Biz bu türden çalışmalarla DNA’mızın çözümlenmesi için tertiplenen Oktar Babuna hadisesi ile tanışmıştık. O işin biyolojik safhası idi. Şimdi psikolojik safhadayız.</p>
<p>Amerika emparyal politikalarını, alışılmış saldırgan şahin uygulamalarınyerine hedef toplumun şifrelerini ve formatını bozarak hedefi hedefe vurduran akıllı stratejilere dönüştürdü. En büyük silahları da politik psikoloji…</p>
<p>Bu çerçevede Google Pazarlama Müdürlerinin “Arap Baharı!”nın ifasında aktif çalışmalarının etkisinden söz ediliyor. Gazeteci ablanın 2011 tarihli yazısında;Mısır halkının sokağa dökülmesinde “facebook”u etkili kullanan Google kuzey Afrika pazarlama müdürü VailGonim’in, Hüsnü Mübarek kafese sokulup Tahrir boşalırken ‘Şimdilik işim bitti!’ dediğini anlatıyor.</p>
<p>Bu gugıl pazarlamacılarının son günlerde Türkiye de faaliyet sürdürdüğü haberleri bizi bir kez daha uyanık olmaya zorluyor.</p>
<p>Bu çalışma alanının üzerine 4-7 yaş grubu bilgisayar oyunlarının zombili, 7-17 yaş grubu bilgisayar oyunlarının tamamımın silahlı çatışma, öldürme ve yok etme amacına dönük olduğunu ekleyin.</p>
<p>TV’lerdeki Müge Anlı ve benzeri tuhaf hadiselerin günlerce tartışıldığı programlarda hem kadınlarımızın kimyası bozuluyor, hem de bu türden sapkın ruhluları harekete geçirecek ve onlara kılavuzluk edecek tüm detaylar (gafleten de) olsa öğretiliyor.</p>
<p>Sinir bozan huzur kaçıran, umutsuzluğa sevk eden haberlerden ötürü TV de haberleri birçoğumuz izlemiyor. Ondan kaçıp başvurduğumuz internet üzerinden haber siteleri de tansiyonu yüksek tutmak için ülkemizde bir haber bulamazsa dünyanın öbür ucundaki bir çirkin hadiseyi işliyor.</p>
<p>Hele bunlara bir de TV dizilerini ekleyin. Hepsi nefret, entrika, ihanet, intikam, acı verme, ceza verme, zarar verme üzerine kurgulu. Beğenerek seyrettiklerimiz de dahil olmak üzere kahramanlık dizileri de kelle alma üzerine… Toplumda sağlam psikoloji, insanda sağlıklı ruh hali bırakmıyor.</p>
<p>Diriliş dizisinden sonra bir kefere kazara karşımıza çıksa; yol bile sorsa maazallah kellesi gider. Bir kız çoğunun başını şefkatle okşamaya kalksan her an linç edilebilirsin.</p>
<p>Özetle toplumsal kimyamız, milli genlerimiz bozulup, bir meçhul kalabalığa doğru dönüştürülüyoruz.</p>
<p>İşte tam da bu zamanlarda köklü, sağlam, kirlenmemiş, bağışıklık sistemi gelişmiş güçlü kesimlere ihtiyaç var. Bunlar hem milletin felakete karşı sigortasıdırlar, hem de yeniden kurulacak nizamın mayası olacaklardır.</p>
<p>Ben bu sebeplerden ötürü Yörük Türkmen camiasını önemsiyorum ve bekası için çalışıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Saz”dan elektro bağlamaya evrim</title>
		<link>https://www.bursasoylem.com/2018/03/27/sazdan-elektro-baglamaya-evrim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahrettin BEŞLİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Mar 2018 10:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÖŞE YAZILARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bursasoylem.com/?p=42560</guid>

					<description><![CDATA[Saz kelimesi öz Türkçe olduğu gibi Türk Halkının kendi öz müziğinin telli, tezeneli (kiraz kabuğundan veya plastikten yapılan mızrap) çalgısının da adıdır. 18.Y.Y. civarı saza perde bağlanmasından sonra ismi “bağlama”ya dönüşür. Günümüzde de yine öz Türkçe “çalgı” ve “çalgıcı” kelimesi kalkıp, yerine yabancı kökenli enstrüman kelimesi alınca tüm çalgıları ifade etmeye başladı saz kelimesi… Büyükten küçüğe Meydan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Saz kelimesi öz Türkçe olduğu gibi Türk Halkının kendi öz müziğinin telli, tezeneli (kiraz kabuğundan veya plastikten yapılan mızrap) çalgısının da adıdır.</p>
<p>18.Y.Y. civarı saza perde bağlanmasından sonra ismi “bağlama”ya dönüşür. Günümüzde de yine öz Türkçe “çalgı” ve “çalgıcı” kelimesi kalkıp, yerine yabancı kökenli enstrüman kelimesi alınca tüm çalgıları ifade etmeye başladı saz kelimesi…</p>
<p>Büyükten küçüğe Meydan Sazı (Onikitelli Saz), Divan Sazı, Çöğür, Bağlama, Bozuk, Aşık Sazı, Tanbura, Cura Bağlama, İkitelli Saz, Bulgari, Irızva (Karadüzen) ve Cura olarak isimlendirilir.</p>
<p>Literatürdeki adı, lut olan bağlamanın atası çalgıların görüldükleri ilk kaynak, MÖ. 3. bine ait, Akad devri silindir mühürleridir.  Anadolu&#8217;da ise, MÖ 1680-1375 tarihlerindeki Eski Hitit Dönemi&#8217;ne ait çeşitli kabartma taş levhalar üzerinde görülür. Bizim bu çalgı ile tanışmamız ise büyük olasılıkla 2500 yıl önce Asya&#8217;ya geçtiği zamana dayanır.</p>
<p>Bizimkiler su kabağını kesip üst kısmına ince deriler gerdirip, sap ilave ederek kendi çalgılarını yaparlar. Yay ile çalınanlara İklığ, parmak veya mızrap türünden maddelerle çalınan türlerine de Kopuz adını verirler. Asya kopuzlarında tel sayısı ikiden fazla olanlara da (tanbura anlamında) “dambra” yada “dombra” denilmektedir.</p>
<p>Dede Korkut hikâyelerinde adı çok sık geçen, yaklaşık 1500 yıllık bir geçmişi olan bağlamanın atası, Kopuz; Orta Asya’daki Türk Boyları tarafından kullanılmakla kalmaz, Türkmenler tarafından kutsal bir enstrüman sayılır. Zamanla derinin yerini ağaç kapaklar alır. Bundan sonraki en önemli değişimi ve gelişimini Anadolu’da gerçekleşir ve kiriş (hayvan bağırsaklarından yapılan) tellerinin yerini metal tellerin alır. Yavaş yavaş aslından uzaklaşır.</p>
<p>Bunlar işin teorisi ve tarihsel süreç. Ama bir de sazın ruhu var… O ruh bu sazı Yunus Emre&#8217;den (13.YY) Kazak Abdal, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Köroğlu, Dadaloğlu, Emrah, Kerem Aşık Veysel, gibi daha pek çok ozanın hayatlarının bir parçası ve sadık dostuna dönüştürür. Duygularını bu sazın telleri üzerinden aktarırlar dinleyene. Sazın gövdesi, yapısı olgun odunlu dut bir ağacından yapılır. Dut ağacının yıl halkaları geniştir. İlkbahar halkası açık renk ve yumuşak, sonbahar halkası koyu renk ve serttir.</p>
<p>Görmüş geçirmiş, her senenin, her yaşanan detayın belirgin iz bıraktığı dut ağacında olduğu gibi saz da yalnızca olgun insanların elinde canlanır.</p>
<p>Sazın ayarı bozulup da her telden ayrı ses çıkmaya başlayınca; sapın ucundaki burgular burularak akort edilir. Zaman gelir insanoğlunun da tıpkı saz gibi kulağı burularak akort edilebileceğini hatırlatır.</p>
<p>Sapa bağlı perdeler her bir sesin yerini ve sınırlarını gösterir. Her insanın her bir konuya has sınırlarını çizermiş gibi…</p>
<p>Tellerin arasında bir bam teli vardır ki diğerlerinden farklı ve daha kalın, daha yüksek ses çıkarır. Aynı bam teline basılmış âdemoğlunun, yüksek sesle haykırışı misali…</p>
<p>Türk Halk Müziğinin kültürünün ve felsefesinin sembolleşmiş bir parçası olan saz, geçmişte Şamanizm’in, günümüzde ise alevi Bektaşi inanç kültürünün aktif bir değeridir.</p>
<p>Türkler Anadolu topraklarını kılıç kalkanla fethetmeden yıllarca önce, elinde kopuzu olan bilge öncülerin sazlarındaki marifet ve dillerindeki hikmet ile önce gönüller fethedilmiştir.</p>
<p>Bütün bu gücüne, doğallığına, zenginliğine, lezzetine ve ölümsüz hikmetine rağmen sazımızı ve Türk halk müziğimiz ihmal edildi.</p>
<p>Önce sarayda bir başka musiki türü icra edilerek, kendi müziğimiz sokakta bırakıldı. Sonra muhasır medeniyetler seviyesini yakalamak gayretimiz içinde bunun en önemli ayağı olan sanatta batılılaşma hevesi sardı yurdumun her yanını. Sırtımızı Türk Halk Müziğinin geleneksel zenginliğine, yüzümüzü ise soylulara has batı müziğine döndük. Oysa biri için diğerini feda etmeye lüzum da yoktu.</p>
<p>Sazdaki evrim bağırsak tellerinin metale dönüşmesi ile doymadı. Bir tarafından elektrik verilerek amfilerden daha yüksek ses çıkmasını sağlayan elektro bağlamalara doğru devrildi. Tezeneyi vurduğunda tellerle birlikte yüreklerinde titrediği, sade, yalın, doğal çalgı aleti saz; bir gürültü makinasına dönüştü.</p>
<p>Bugün aslımızdan ve kaynağımızdan kopmadan, kendimize ait olandan vazgeçmeden, bize ait olan Türk Halk Müziğimizi, kendini sürekli yenileyerek ileri götürmeye gayret etmeliyiz.</p>
<p>Çünkü elektrosaz; fişi başkalarının elinde olan elektriğe muhtaç. Fişini çekiverirlerse ne bir ses çıkar ne de başka bir işe yarar. Tıpkı bize ait olmayan tüm özentilerimiz, hayatımıza sokuşturulanlar gibi.</p>
<p>Biz biz olalım, eğitimde, ekonomide, tarımda, kültürde, sanatta, sosyal hayatta velhasıl hayatın her alanında kendi sazımızı çalalım.</p>
<p>Sazımızı elden, sözümüzü dilden düşürmeyelim.</p>
<p>Fahrettin Beşli</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
