Home GÜNCEL “Saz”dan elektro bağlamaya evrim

“Saz”dan elektro bağlamaya evrim

- Guncellenme Tarihi: 27 Mart 2018 13:26
10 min read
“Saz”dan elektro bağlamaya evrim için yorumlar kapalı
0

Saz kelimesi öz Türkçe olduğu gibi Türk Halkının kendi öz müziğinin telli, tezeneli (kiraz kabuğundan veya plastikten yapılan mızrap) çalgısının da adıdır.

18.Y.Y. civarı saza perde bağlanmasından sonra ismi “bağlama”ya dönüşür. Günümüzde de yine öz Türkçe “çalgı” ve “çalgıcı” kelimesi kalkıp, yerine yabancı kökenli enstrüman kelimesi alınca tüm çalgıları ifade etmeye başladı saz kelimesi…

Büyükten küçüğe Meydan Sazı (Onikitelli Saz), Divan Sazı, Çöğür, Bağlama, Bozuk, Aşık Sazı, Tanbura, Cura Bağlama, İkitelli Saz, Bulgari, Irızva (Karadüzen) ve Cura olarak isimlendirilir.

Literatürdeki adı, lut olan bağlamanın atası çalgıların görüldükleri ilk kaynak, MÖ. 3. bine ait, Akad devri silindir mühürleridir.  Anadolu’da ise, MÖ 1680-1375 tarihlerindeki Eski Hitit Dönemi’ne ait çeşitli kabartma taş levhalar üzerinde görülür. Bizim bu çalgı ile tanışmamız ise büyük olasılıkla 2500 yıl önce Asya’ya geçtiği zamana dayanır.

Bizimkiler su kabağını kesip üst kısmına ince deriler gerdirip, sap ilave ederek kendi çalgılarını yaparlar. Yay ile çalınanlara İklığ, parmak veya mızrap türünden maddelerle çalınan türlerine de Kopuz adını verirler. Asya kopuzlarında tel sayısı ikiden fazla olanlara da (tanbura anlamında) “dambra” yada “dombra” denilmektedir.

Dede Korkut hikâyelerinde adı çok sık geçen, yaklaşık 1500 yıllık bir geçmişi olan bağlamanın atası, Kopuz; Orta Asya’daki Türk Boyları tarafından kullanılmakla kalmaz, Türkmenler tarafından kutsal bir enstrüman sayılır. Zamanla derinin yerini ağaç kapaklar alır. Bundan sonraki en önemli değişimi ve gelişimini Anadolu’da gerçekleşir ve kiriş (hayvan bağırsaklarından yapılan) tellerinin yerini metal tellerin alır. Yavaş yavaş aslından uzaklaşır.

Bunlar işin teorisi ve tarihsel süreç. Ama bir de sazın ruhu var… O ruh bu sazı Yunus Emre’den (13.YY) Kazak Abdal, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Köroğlu, Dadaloğlu, Emrah, Kerem Aşık Veysel, gibi daha pek çok ozanın hayatlarının bir parçası ve sadık dostuna dönüştürür. Duygularını bu sazın telleri üzerinden aktarırlar dinleyene. Sazın gövdesi, yapısı olgun odunlu dut bir ağacından yapılır. Dut ağacının yıl halkaları geniştir. İlkbahar halkası açık renk ve yumuşak, sonbahar halkası koyu renk ve serttir.

Görmüş geçirmiş, her senenin, her yaşanan detayın belirgin iz bıraktığı dut ağacında olduğu gibi saz da yalnızca olgun insanların elinde canlanır.

Sazın ayarı bozulup da her telden ayrı ses çıkmaya başlayınca; sapın ucundaki burgular burularak akort edilir. Zaman gelir insanoğlunun da tıpkı saz gibi kulağı burularak akort edilebileceğini hatırlatır.

Sapa bağlı perdeler her bir sesin yerini ve sınırlarını gösterir. Her insanın her bir konuya has sınırlarını çizermiş gibi…

Tellerin arasında bir bam teli vardır ki diğerlerinden farklı ve daha kalın, daha yüksek ses çıkarır. Aynı bam teline basılmış âdemoğlunun, yüksek sesle haykırışı misali…

Türk Halk Müziğinin kültürünün ve felsefesinin sembolleşmiş bir parçası olan saz, geçmişte Şamanizm’in, günümüzde ise alevi Bektaşi inanç kültürünün aktif bir değeridir.

Türkler Anadolu topraklarını kılıç kalkanla fethetmeden yıllarca önce, elinde kopuzu olan bilge öncülerin sazlarındaki marifet ve dillerindeki hikmet ile önce gönüller fethedilmiştir.

Bütün bu gücüne, doğallığına, zenginliğine, lezzetine ve ölümsüz hikmetine rağmen sazımızı ve Türk halk müziğimiz ihmal edildi.

Önce sarayda bir başka musiki türü icra edilerek, kendi müziğimiz sokakta bırakıldı. Sonra muhasır medeniyetler seviyesini yakalamak gayretimiz içinde bunun en önemli ayağı olan sanatta batılılaşma hevesi sardı yurdumun her yanını. Sırtımızı Türk Halk Müziğinin geleneksel zenginliğine, yüzümüzü ise soylulara has batı müziğine döndük. Oysa biri için diğerini feda etmeye lüzum da yoktu.

Sazdaki evrim bağırsak tellerinin metale dönüşmesi ile doymadı. Bir tarafından elektrik verilerek amfilerden daha yüksek ses çıkmasını sağlayan elektro bağlamalara doğru devrildi. Tezeneyi vurduğunda tellerle birlikte yüreklerinde titrediği, sade, yalın, doğal çalgı aleti saz; bir gürültü makinasına dönüştü.

Bugün aslımızdan ve kaynağımızdan kopmadan, kendimize ait olandan vazgeçmeden, bize ait olan Türk Halk Müziğimizi, kendini sürekli yenileyerek ileri götürmeye gayret etmeliyiz.

Çünkü elektrosaz; fişi başkalarının elinde olan elektriğe muhtaç. Fişini çekiverirlerse ne bir ses çıkar ne de başka bir işe yarar. Tıpkı bize ait olmayan tüm özentilerimiz, hayatımıza sokuşturulanlar gibi.

Biz biz olalım, eğitimde, ekonomide, tarımda, kültürde, sanatta, sosyal hayatta velhasıl hayatın her alanında kendi sazımızı çalalım.

Sazımızı elden, sözümüzü dilden düşürmeyelim.

Fahrettin Beşli

Load More Related Articles
Load More By Fahrettin BEŞLİ
Load More In GÜNCEL
Comments are closed.

Benzer Haberler

Bir Silkiniş Destanı KÖY ENSTİTÜLERİ-II

Neden Kuruldu? Köy Enstitüleri, yeni Türkiye Cumhuriyetinin; ihtiyacın ve çağın çok gerisi…